Yıl: 2001/ Cilt: 3 Sayı: 2 Sıra: 4 / No: 65 /     DOI:

İşgücünün Küreselleşmesi
Songül AKTÜRK
Uludağ Üniversitesi - İİBF - Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

GİRİŞ

Yirminci yüzyılda sosyal, siyasi ve ekonomik değişimlerin yaşandığı yüzyıl olmuştur. Özellikle son yirmi yılda ki değişimler oldukça fazla ve hızlı yaşanmıştır. Küreselleşme kavramı olarak adlandırılan "küresel köy" olgusu ortaya çıkmıştır. Ulusal sınırların kalktığı, sermayenin söz sahibi olduğu, bölgesel bütünleşmelerin yaşandığı ve bilgi ve teknolojinin öneminin arttığı, bilgiye sahip emeğin ortaya çıktığı ve arttığı bir dönem yaşanmaktadır. Çok uluslu şirketlerin çoğaldığı bu durumda sermayenin ulusal sınırları ortadan kalkmıştır. Oysa emek konusunda bu durumdan bahsedilmemektedir. Özellikle sanayi döneminin mavi yakalı emeği ulusal sınırlar içinde kalmaktadır. Ancak altın yakalı ya da beyaz yakalı diye söz edilen bilgiye sahip, kullanabilen, üretebilen emekte ulusal sınırlar ortadan kalkmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru bir göç dalgası yaşanmaktadır. Emekte yaşanan bu değişimleri " bu çalışmada analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışma 3 bölümden oluşmaktadır, birinci bölümde, küreselleşme kavramının açılımını, ikinci bölümde küreselleşmenin işgücü piyasasına ve işgücü yapısına etkisi ile yaşanan değişimleri, üçüncü bölümde ise işgücünün küreselleşme boyutu değerlendirilmiştir.

KÜRESELLEŞME

Kökenlerini Rönesans'a Aydınlanmaya, Fransa İhtilali'ne ve Endüstri Devrimine dayandırabileceğimiz modern/endüstriyel gelişmenin boyutları, zamanla ulus devletlerle de sınırlı kalmamıştır. Teknoloji çok daha fazla gelişmiş, yaygınlaşmış, ucuzlayarak herkesin kullanabileceği hale gelmiştir. Bunun yanında ulus devleti ve ulusal sadakatin güç kazanmasında önemli işlevleri olan çapı aileyi aşan ekonomik aktiviteler, aynı gelişme sürecinin bir sonucu olarak zamanla ulusal sınırları da aşmaya başlamıştır. Dolayısıyla ilk tahlilde ticaretin önündeki engelleri kaldırmayı amaçlayan serbest ticaret bölgeleri ya da bölgesel bütünleşme hareketleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Hatta bunların da ötesinde tüm dünyayı tek bir Pazar olarak görme biçimindeki globalleşme eğilimleri güç kazanmıştır.(Bozkurt,1997,s.73) Sanayi toplumunda ekonomik yapı:

-Pazara yönelik mal üretimi için sermaye birikimi

-İşbölümüne dayalı üretim, uzmanlaşma ve montaj hattı

-Üretim ve tüketimin; "fabrika" ve "konut" olarak ayrılmış birimlerde gerçekleştirilmesi ve bu yüzden kuruluş ve yerleşim yerlerinin birbirinden ayrılması gibi unsurlarca belirlenmekteydi. Oysa bilgi toplumunda bu yapı değişmektedir.

-Maddi mallar yerine bilgi kullanılarak bilginin üretimi ön plana çıkmaktadır.

-Bilişim teknolojisine bağlı kullanıcının üretebildiği bilgi artmakta ve bilginin birikimi sağlanmaktadır.

-Birikmiş bilginin sinerjik etkisi bilgi üretimi ve bilgiden yararlanmayı daha da hızlandırmaktadır.

-Sonuçta ekonomik yapı sanayi toplumunun mübadele ekonomisinden bilgi toplumunun sinerjik ekonomisine dönüşmektedir. Nasıl ki sanayi toplumuna geçişin motoru olma işlevini buharlı makineler üstlenmiş ise, bilgi toplumuna geçişi de bilişim teknolojisinin temelindeki bilgisayarlar gerçekleştirmiştir. Bilgisayarlarla birlikte istenen bilgileri istenildiği kadar depolayabilen, bunları işleyen, buradan yeni bilgiler üreten "bilişim teknolojileri" insanlığın hizmetine sunuluyordu. Bu teknolojilerin desteğini alan insanoğlu, yenilikçi ve yaratıcılığıyla bir yandan sorunlarına yeni çözümler üretebiliyor ve bir yandan da toplumu yeniden şekillendiriyordu. ( Erkan, 1998, s.72-73)

Kumanda ekonomisinin küçülmesi, devletin bütün sosyal ve ekonomik işlevlerinden vazgeçmesi, bunun yanında bir de pazarın dünya ölçeğinde büyümesi ulusal sınırların dışına çıkması dünyanın tek Pazar haline gelmesi küreselleşme dediğimiz olaydır. (Kansu, 1997, s.9) Küreselleşme olgusu yada global bütünleşme; global entegrasyon ülkeler arasındaki iktisadi ve sosyal ilişkilerin yaygınlaşması ve gelişmesi ideolojik ayrımlara dayalı kutuplaşmaların çözülmesi, farklı toplumsal kültürlerin inanç ve beklentilerini daha iyi tanıması, ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması gibi farklı görünen ancak birbiriyle bağlantılı olguları içerir. Küreselleşme kavramını kabul edenler olduğu gibi küreselleşme kavramına karşı olanlar da mevcuttur. 1990'ların ikinci yarısı başlarken akademik ve emekten yana siyasi çevrelerde su yüzüne çıkmaya başlayan eleştirileri genelleşmeye ve olmadık çevrelerde yankı bulmaya başladı.

Robert Kuttner, Margaret Jane Rodin "piyasanın gizli elinin" sakarlıklarına dikkat çekti ve yıkıcı etkilere karşı tedbir alınması gerektiğini savundular.(Yıldızoğlu, 1999, s. 44) Viviane Forrester, William Greider, George Saros gibi yazarlar serbest piyasa ekonomisinin yoksulu giderek yoksul, zengini de daha zengin yaptığını, işsizlik ve yoksulluğu artırdığını dolayısıyla küreselleşmeyi sert biçimde eleştirmişlerdir.(Yıldızoğlu, 1999, s.44-45) Jeffrey G. Williamson, Paul Hirst, Grahame Thompson, İmmanuel Wallerstein, Terence K. Hopkins gibi düşünürlerde küreselleşmenin yeni bir süreç olmadığını, bu sürecin 1860'lı yıllara kadar geri gidebildiği, yeni dönem diye adlandırılan dönemi kapitalizmin diasporası yani açılımı, gelişimi olarak nitelemişlerdir.

Paul Hirst ve Grahame Thompson "Küreselleşme sorgulanıyor" adlı kitaplarında küreselleşmenin sonuçlarını şu şekilde sıralamışlardır. Birinci sonuç küresel piyasa güçleriyle başa çıkacak etkili ve bütünleşmiş uluslar arası ve ulusal kamu politikası modelleri oluşturmaktadır. İkinci önemli sonucu çok uluslu şirketlerin dünya ekonomisinin as oyuncuları olarak ulus ötesi şirketlere dönüşmesidir. Ulus ötesi şirket uluslararasılaşmış bir yönetim olan dünyada en güvenli veya en yüksek kazancın olduğu yerlerde yerleşmeyi veya taşınmayı en azından potansiyel olarak uman özel bir ulusal kimliği olmayan gerçekten serbest olan sermayedir. Üçüncü sonucu örgütlü emeği ekonomik pazarlık gücünü ve politik etkisinin daha da azalmasıdır. Dördüncü ve sonuncu sonucu uluslar arası politik sistemdeki çok kutupluluğun artmasıdır.

KÜRESELLEŞMENİN, İŞ GÜCÜ YAPISINA VE ÇALIŞMA DÜZENİNE ETKİSİ

Yeni çalışma düzeni içinde verimliliğin yolu sorumluluk sahibi işçi ile ortaklıktan yani iş birliğinden geçmektedir.(Bozkurt, 2000a, s.138) Son dönemlerde hizmet endüstrilerine gelişmenin ekonomik öncüsü olarak bakılmakta, özellikle bu sektörde ticari haberleşme, ulaşım, finansman, sağlık hizmetleri, eğitim, kamu hizmetleri, sanayi ve teknik katkılar gibi alanlarda üzerinde durulmaktadır. Hizmetler sektörünün son 30 yılda 44 milyon yeni iş imkanları sağlamada etkin rol oynayarak ekonomilere dinamizm kazandırmıştır.(Şimşek,s.257)

Esneklik, rekabet, verimlilik ve yenilikler önem kazanmaktadır. Bu yapıda küçük ve orta ölçekli bir işletme olmak daha çok avantaj getirmektedir. Ekonomik birimler arasında sinerjik etkileşim, rekabet ve dayanışmanın birlikte gerçekleşmesine neden olmaktadır.(Erkan, 1998, s.139) Bilişimsel bilgi hem bilgi toplumundaki üretim sürecinin girdisi hem de tüketim sürecinin en önemli girdisi olacaktır. Böylece emek, sermaye ve doğal kaynak şeklindeki diğer klasik üretim faktörlerinin yerine kolaylıkla geçecektir. Şirketler için rakiplerin üretim tekniğinden ziyade bilgiyi kimin ürettiği önemlidir. Bilgiye ulaşmak sermayeye ulaşmaktan daha zordur. Sermayeyi değil insanları en etkin bir biçimde çalıştırmak gerekmektedir. Rekabet üstünlüğünün temel kaynağı insanlar, bilgiyi üreten ve işleyen insanlardır.(Tarhan, 1999, s.5) Bilgi bazlı yönetim bir bakıma değişimin yönetimidir. İstikrarı koruyucu bir yönetim değildir. Bilişim elemanına nezaret edilmez. Ne yapıp yapmayacağı konusunda emirler verilmez.

Yeni modelde işçinin yaptığı işlerin sayısının artması yatay iş entegrasyonu (işin genişlemesi) işçinin değişik nitelik taşıyan işler yapması yürütme işlevini, planlama organizasyon ve denetimde eklemek suretiyle dikey düzeyde karar alma yetkisinin artırılması (işin zenginleştirilmesi) bekleme nedeniyle iş yapmadan geçen zamanın azaltılmasına, işçinin zihinsel ve bedensel yeteneklerinin kazanılmasına yol açmaktadır. İnsan kaynaklarının geliştirilmesi çerçevesinde işçiyle işverenler arasında daha iyi ilişkilerin kurulması sayesinde işe devamsızlık ve grevlerin azaltılması amaçlanmaktadır.(Tokol, s.3) 1970'lerde ekonomik krizle ilgili ileri sürülen kavramlardan biri Pior ve Sobel tarafından getirilen "esnek uzmanlaşma" kuramıdır. Seri üretim, sürekli değişen piyasa taleplerine uyum sağlayamamıştır. Esnek uzmanlaşmada kalifiye işçiler piyasaya göre esneyebilen üretim ve küçük ölçekli işletmeler vardır. Kitlesel üretimde ise niteliksiz işçi iş gücü standart üretim ve büyük ölçekli işletmeler vardır. Bir başka kuramda, "Fransız Düzenleme Okulu" 'dur. Buna göre 1970'lere yaklaşırken Fordizm krize girdi, kriz emeğin örgütlenme sistemindeki krizdir. İşçilerin üretim sürecine yabancılaşması, çalışma yorgunluğu, işin örgütlenmesi ve makinalar arasındaki dengesizlikler iş bölümünde aşırılık gibi faktörlerin etkisiyle üretkenlikte düşüşe karşı tepkilerdir. Fordizm'in krizi, talepte farklılaşmalar yanı sıra üretim sisteminin kendi içsel tıkanıklıklarına da bağlıdır.(Köstekli, s.820-821)

Hizmet sektörü içinde enformasyonun elde edilmesi, işlenmesi, saklanması ve kullanmasıyla ilgili olanlar, bununla bağlantılı olarak bankacılık, reklamcılık, tasarımcılık gibi sektörler gelişmiştir. Böylece ağır sanayi olarak bilinen klasik üretim alanlarının global ekonomi içindeki önemi azalırken bilgiye dayalı üretim alanları ortaya çıkmaktadır.(Belek, 1998, s.929) Bunun sonucunda, günümüzde iş gücüne duyulan talep gittikçe azalacaktır. Yapılan tahminlere göre 2000'li yıllarda şimdiki iş gücünün ancak beşte biri iş bulabilecektir. Esneklik dönemi diye adlandırılan bu dönem çalışma süreleri ve şekillerinin esnekleşmesiyle işletmelerin maliyetleri azalacak, talep değişmelerine karşı uyumlu davranılacak ve rekabet gücü artacaktır. İşçiler ise esneklik ile zaman unsurunu kontrolleri altında tutabileceklerdir. Bu durumda da bireysel zaman özgürlükleri artarak işin medenileşmesi sağlanacaktır.(Şimşek, s.261)Yeni Britanya Krallığı'nda, bugün dört çalışandan biri sürekli tam istihdamın dışında kalmaktadır. Sayılara geçici personel ve kendi işini yapanlar eklendiğinde bu oran %40'a yükselmektedir. (Hopkins-Wallerstein, 2000, s.35)

Küreselleşen rekabet ortamında esnek çalışmanın yanında işsizliğin de artığından bahsedilebilir. İşsizliğin sebeplerini şöyle sıralanabilir;

-İleri teknoloji ve otomasyon. Özellikle yeni teknolojik değişmeler daha yüksek vasıflı işçi talep etmekte, düşük vasıflı işçilere olan talebi büyük ölçüde azaltmaktadır.

-Uluslar arası rekabetin giderek acımasız hale gelmesine, hatayı affetmez bir yapı arz etmesinden dolayı, ucuz emeğin bulunduğu yerlere doğru sermaye ve yatırım akışkanlığının sağlanmasıdır. Esneklik emek piyasasının, küreselleşmenin bir sonucudur. Küreselleşen emek piyasasının ve esnek iş gücü kullanımının üç önemli gelişmesi vardır:(Erdinç, 1999, s.117)

-İş gücünün, küresel ve bölgesel veya ulusal düzeyde iki kutba ayrılması; Bir tarafta bilgi uzmanlık ve nitelik açısından gelişmiş ve küresel çapta çalışma olanağına sahip elit diyebileceğimiz bir iş gücü, diğer tarafta niteliksiz ve giderek kendisine daha az ihtiyaç duyulan bir iş gücü. Birisinin özgürlük alanı geniştir, çalışma koşulları da oldukça doyurucudur.

-Çalışma yaşamındaki kuralsızlaşma (deregulation) eğilimi; Yasaların toplu sözleşmeleri, hakların ve güvencelerin yerini değişken, güvencesiz ve işverenin tek taraflı belirlediği kurallar olmaktadır.

-Ulusal devlet ve ulusal politikaların emeği koruma işlevinin azalması; Ekonominin istikrarı sermayenin özgürlük alanının genişletilmesine karşılık, emeğin var olma ve mücadele alanının daraltılmasıdır. "ikinci sınıf iş gücü" olarak nitelenen kadınların, iş gücü piyasasındaki payları 2. Dünya Savaşı'ndan sonra artmaya başlamıştır.

Endüstrileşme, ağırlaşan rekabet koşulları, işletmelerin değişen yapıları, değişen toplumsal değerler kadın işgücünü de evin dışına itmekte ve kadınlar ücretsiz aile ve tarım işçiliğinden ücretliler sınıfına geçmektedirler. Günümüzde G-8 olarak adlandırılan en gelişmiş sekiz ülkedeki toplam işgücünün % 8'ini kadınlar oluşturmaktadır. ABD ve AB'de part-time işlerin büyük çoğunluğu kadınlardan oluşmaktadır. Part-time çalışanların % 81.8'i kadınlardır.AB'de kadın nüfusun %50'si çalışırken, bu oran Japonya'da %60'ı, ABD'de ise %63'ü bulmaktadır. Zira part-time çalışma şekilleri, aynı zamanda kadınlara fayda da sağlamaktadır. Böylece evle iş arasında daha adil bir denge kurabilmekte ve tüm aile sorumluluklarını paylaşabilmektedirler. Yeni yüzyılda, ancak zeki, çok iyi eğitim görmüş, çok yönlü teknoloji bilgisine sahip, küresel düşünen zihinsel esnekliği olan işgücü ile, inisiyatif sahibi olma, ekip çalışmasına yatkınlık, yaratıcılık ve yer değiştirebilme ( mobilite) özellikler günümüz iş gücünde aranan özelliklerdir. Mavi ve beyaz yakalılardan sonra yeni bir personel tipi ortaya çıkmıştır. Bu iş gücü altın yakalılar olarak ifade edilmiştir.

Uluslar arası iş piyasasında altın yakalı elemanları kendi firmalarına çekebilmek için büyük bir rekabet yaşanmaktadır. "Beyin avcıları" onların peşinden koşmaktadırlar. Firmalar gözde elemanlarını ellerinde tutabilmek için elemanı işini yaparken büyük özerklik tanımakta, isteğe uygun yaşama stili için koşullar oluşturmaya kadar bir dizi yeni buluşlarla kendilerini çekici kılmaya çalışıyorlar. "management by pampering" de denilen pohpohlayarak yönetim uygulamaktadırlar.(Tınar, s.3) İşgücü günümüzde üretim sürecine aktif şekilde katılarak, bilgi ve yeteneğini geliştirmeli, geleneksel uygulamaları aşarak, kendini yenileyebilmelidir.(Yıldırım, 2000, s.89) Bilindiği gibi iş, geleneksel çalışma düzeninde sadece bir geçim kaynağı değil, işgücünün kendini ifade etme şekli olmuş ve işçi özellikle köklü firmalarda kendisini firma kimliği ile özdeşleşmiştir. Oysa büyük ölçüde evde çalışmaya dayanan sanal çalışma düzeninde işgücü artık kendisini "organize profesyonel" (%51) ve "bağımsız düşünceli" (%44) birey olarak tanımlamaktadır. Ayrıca %45 gibi oldukça yüksek düzeyde de "çok görevli" olarak tanımlanması onu geleneksel işçiden ayıran bir başka özelliğini oluşturmaktadır.(Bozkurt, 2000a, s.159) Eğitim yaşam boyu gerçekleştirilen bir eylem haline dönüşmektedir. Yetişkinlerin eğitimi de en az gençlerin kadar öncelikli hale gelmiştir. Dolayısıyla "öğrenmeyi öğrenmek" büyük önem kazanmaktadır. Eğitim sürecinde bireyin kendi başına iş yapabilmesi ve yaratıcılık yeteneğinin teşviki büyük önem taşımaktadır. Özellikle multimedya ve internet teknolojileri sayesinde mevcut eğitim sisteminden memnun olmayanlar, gerektiğinde dünyanın herhangi bir yerinden istedikleri tarzda eğitim alabileceklerdir.( Bozkurt, 2000a, s.191)

Yeni emek yönetimi modelleri, sendikalara işyerleri ile sınırlı bir faaliyet alanı bırakıyor. Sendikalar daha fazla işyeri sendikacılığı niteliği kazanıyorlar.(DİSK,1999, s.912) 21. yüzyılda yeni istihdam modellerini dikkate alındığında kısa vadede işyeri ve meslek esasına dayalı sendikaların uluslar arası düzeyde örgütlenmelerinin tercih edileceğini, uzun vadede ise sanal örgütlenmelerin cazip olacağını söylemek mümkündür. Ulusal örgütlenmelerden çok küresel örgütlenmelerin ön plana çıkacağı yıllar çok da uzak değildir. Küreselleşme ile birlikte nasıl ülkeler arasında ekonomik bağımlılık arttı ise sendikalar arasında da aynı derecede bağımlılık ihtiyacı doğmuştur. Ayrıca iki bloklu dünya yapısının değişmesi, uluslar arası sendikal yapıyı da belirgin oranda etkileyerek politik görüşlere dayalı yapıların cazibesini yitirmiştir. (Yorgun, 1998, s.26) Ayrıca esnek üretimde küçük ve orta ölçekli işletmelerin ön plana çıkması kitle sendikacılığını tehdit etmektedir. Bu durumda sendikacılığın bu nedenlerden dolayı gücünü kaybetmesi sonucu vasıfsız emeğin sermaye karşısındaki güvensizliğinin artması şeklinde olguları ortaya çıkarmıştır.

İŞGÜCÜNÜN KÜRESELLEŞMESİ

Uluslar arası düzeyde sermaye hareketlendikçe, işgücü karşısında sermaye, mal ve hizmet üretimi coğrafi alana yayıldıkça emek kullanımı açısından küresel olanaklara ulaşmakta ve en verimli emeği seçebilmektedir. Sermayenin hareketliliğinin en önemli nedeni iş gücü maliyetlerini ucuzlatmaktadır. Bu nedenle iş gücü coğrafi açıdan olmasa da emek sunumu ve çalışma koşulları açısından ister istemez küreselleşme sürecine girmiştir.( Erdinç, 1999,s.114) İşgücü piyasalarının küreselleşmesi yalnızca ücret düzeylerindeki farklılıklarla açıklanamaz. İş gücü piyasalarında yaşanan değişim, bir iş gücü piyasasındaki iş gücünün verimlilik ve vasıf düzeyleri ile üretimin uluslar arası örgütlenme sürecine uyum sağlayabilme esnekliğiyle doğru orantılı olarak ilişkilidir. Aynı zamanda ülkenin sahip olduğu alt yapının niteliği gibi başka belirleyici etmenler de vardır. Bir ülkedeki iş gücünün ürettiği ürünün birim maliyetinin düşük düzeyi iş gücü piyasasını küreselleştiren etmenlerin en önünde gelir.( B. Şimşek, s.2)

Küreselleşme ile belirginleşen bu yeni uluslararası iş bölümü, işlerin emek yoğun ve imalat özellikli parçalarının gelişmekte olan ülkelere kaydırılmasını ifade eder. Böylece gelişmiş ülkelerde sermaye yoğun yüksek nitelik gerektiren istihdam ve üretimde artışlara bağlı uzmanlaşma ortaya çıkar. Hatta bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi hizmet işlerinin taşınmasını olanaklı duruma getirmektedir ve bu tür işlerin taşınması olguları da artmaktadır.( B. Şimşek, s.3) Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş olan ülkelere doğru gerçekleşen iş gücü mobilitesi yasal yollarla olabileceği gibi yasa dışı yollarla da olabilir. Bu mobilite iki önemli ve yeni nitelik taşır. Birincisi mobilitenin yöneldiği ülkenin ekonomik yapısının kalıcı unsur olması, ikincisi ise yedek iş gücü kaynağının olmasıdır. İşgücünün artan hareketliliği büyük oranda son yıllarda sermayede görülen dünya çapında olağan üstü hareketliliğe bağlanmaktadır.

Uluslar arası iş gücü mobilitesinin bir diğer yönü kadın işçilerdir. Özellikle Latin Amerika ülkelerinde kadın iş gücünün uluslar arası mobilitesi artmaktadır. Artış kadının daha uysal, daha az sendikalaşma özellikleriyle ilgilidir. Hizmet sektöründe kadınlara ait işlerden de temizlikçilik, ev hizmetleri, çocuk bakıcılığı gibi işlerin göçmen kadın işçiler tarafından yapılmasına yönelik artan istek bu artışı diğer yandan etkiler. (Şimşek, s.4) Çok uluslu şirketlerin şebekeleri 1980'lerde bu bölgeleri düşük ücretli ve kanaatkar kadın emek gücünü entegre etmek üzere Doğu ve Güney Doğu Asya ülkelerine doğru yayılmasını sürdürmüştür. Emek yoğun imalat faaliyetleri dünya ekonomisinin çevre bölgelerine kaydırılırken çok uluslu şirketlerin şebekelerinin "beyinleri" ürün ve üretim yönetimi, araştırma ve geliştirme, reklam, pazarlama, finansman, dağıtım faaliyetleri merkez bölgelerde kalmıştır. ABD'de Hint asıllarının sayısı bir milyonda fazladır. Pakistan 1980 ile 1989 yılları arasında bir milyon kişiye yurt dışında çalışma izni vermiştir.

1950 yılında yasal yollardan ABD'ye göç edenlerin sayısı iki buçuk milyon iken, 1980'de altı milyona çıkmıştır. 21. yüzyıla girerken dünyada 130 milyon kişi doğdukları memleketten başka ülkelerde yaşamaktadır. Yabancıların azımsanmayacak bir bölümü "beyin göçü" olarak Batı ülkelerine gidenler ve davet edilenler, UNDP'nin bir raporuna göre 1972 ile 1985 yılları arasında Hindistan, Çin, Güney Kore ve Filipinlerde bilimsel eğitim gördükten sonra ABD'ye giderek orada yerleşenlerin sayısı 145 bindir. 2000 yılının başlarında Almanya bilgisayar yazılım alanlarında çalıştırılmak amacıyla başta Hindistan olmak üzere yabancı ülkelerden 20 bin kişilik bir insan gücü ithal edeceğini açıkladı. 1998 yılında belirli alanlarda uzmanlık kazanmış 250 bin Afrikalı ABD'de ve Avrupa ülkelerinde çalışıyordu. AB'nin 1995 yılındaki aktif nüfus/yaşlı nüfus dengesini koruyabilmesi için 2025 yılına kadar 135 milyon yabancı ihtiyaç duyacağı tahmin ediliyor. (Öymen, 2000, s.67-72) ABD'de 1959 ile 1995 yılları arsında vasıfsız iş gücünün toplam istihdamdaki payı %47'den %36'ya inmiştir.

Mesleki eğitim gerektiren itibarlı görevlerde çalışanların oranı %54'den %64'e çıkmıştır. Eğitim kalitesinin yüksekliği Amerikan üniversitelerini yabancı öğrenciler için çekici kılıyor. 1991 yılında 40 bin Çinli, 36.600 Japon ve 33.500 Tayvanlı, Amerikan üniversitelerinde okuyordu.( Öymen, 2000, s.80-82) 1962 ile 1966 yılları arasında Türkiye'den ABD'ye 48 bilim adamı, 256 mühendis, 208 doktor olmak üzere 512 kişi göç etmiştir. 1962 ile 1967 yılları arasında ise Türkiye gelişmiş ülkelere BM kaynaklarına dayanan rapora göre yılda ortalama 375 yetişmiş insan göç etmiştir. Meslek odalarında yapılan bir başka araştırmaya göre ise 1977 yılı sonu bakımından yurt dışına 4016 mühendis ve 2168 doktor göç etmiştir.( Sevinç, 1994, s.116) Bilişim sektörünün gözdesi olan Hindistanlı bilgisayar programcıları evlerinin kapısından çıkmadan dünyanın öbür ucunda kendilerini belki de içini hiç görmedikleri bir ofisin elemanı gibi çalışır bulmuşlardır. Nitelikli işgücü açısından küresel anlamda iş gücü aranabilir hale gelmiştir.(Çubukçu, 2000, s.20)

Vasıfsız emeğe olan talebin daralması, bu grubun küreselleşme sürecinden dışlanmasına, yoksullaşmasına ve büyük bir ümitsizliğe kapılmasına neden olmaktadır. Küreselleşme artan emek piyasası esnekliği ve güvencesizliğiyle özdeş tutulmaktadır. Vasıflı ve vasıfsız emek arasındaki düşük ücretli ülkelerden yapılan ithalatın artması gelişmiş ülkelerde imalat kesiminde işsizliği artırmaktadır. ILO'nun tahminlerine göre 1998'de dünyadaki işsizlerin safına 10 milyon kişi daha eklenmiştir. Bunun büyük bölümü de Asya krizinin etkisiyle işsiz kalmıştır.(Bozkurt, 2000b, s.104) Emeğin küreselleşmesi ise son derece sınırlı bir düzeydedir. Öyle ki aralarında serbest dolaşım uygulayan AB ülkelerinde bile kendi ülkesi dışında çalışan topluluk üyesi işgücünün oranı %2 civarındadır. Ticaret, yatırım akışı ve taşeronlaşma emek piyasaları arasında daha yakın bağlar oluşturmaktadır. Örneğin İngiliz girişimci yeni bir kıyafet dizayn etmesi için İtalya'daki bir işletmeyle anlaşmakta, dizaynı üretmek için Kuzey Çin'e göndermekte, üretilen malları bir Hong Konglu taşıma şirketi ABD'ye getirmektedir.(Tokol, 2000b, s.136 )

Hükümetlerin iç ve dış güce getirdikleri engeller ortadan kalkmaktadır. Ayrıca teknolojik değişikliklerin haberleşme ve ulaştırma maliyetlerinde önemli ölçüde düşüşlere neden olması ve gelişen dünya, üretken bir şekilde istihdam edebileceğinden daha fazla işçiyi eğitirken yavaş büyüyen gelişmiş ülkelerde işverenlerin vasıflı iş gücüne muhtaç oldukları bir zamanda engellerin ortadan kaldırılması sayesinde emeğin küreselleşmesi gerçekleşmektedir.( Murat, 2000, s.253-254) Bugün bir ülkenin iş gücü piyasası politikası geçmiştekinden daha fazla diğer ülkelerin iş gücü piyasası politikasına bağlıdır. Uluslar arası alanda emeğin mobilitesi için kolaylıklar varken bunun yanında bu mobiliteyi sınırlayan oldukça çok sayıda belirleyici etkenlerde vardır. Bu etmenlerden birincisi, işgücünün uluslar arası mobilitesinin maliyetinin yüksek olmasıdır. İkincisi, devletin vatandaşlığa ve çalışmaya ilişkin yasal düzenlemeleri engel oluşturmaktadır. Üçüncüsü ise kültürel farklılıkların uluslar arası mobiliteyi teşvik etmemesidir. Sonuncusu ise diğer ulusal işgücü piyasalarındaki koşullara ilişkin bilgi eksikliğidir. İş gücünün globalleşmesi çok farklı etnik kökenden ve kültürden gelen insanların bir arada yaşamalarına yol açacaktır. Dolayısıyla işletmeler eğitim sürecinde kültürel özelliklere de dikkat eder hale geleceklerdir. Bunun yanı sıra ödüllendirme, tatil gibi düzenlemeler kültürel özelliklere göre yeniden düzenlenecektir.

SONUÇ

Ulusal sınırların kalktığı, bölgesel bütünleşmelerin görüldüğü, sermayenin vatansızlaştığı ve bilgiye sahip olmanın bir avantaj olduğu bir dönemi yaşamaktayız. Özellikle 1980'lerde hızlanan bu değişim ekonomik hayatı etkilediği gibi sosyal ve siyasi hayatı da etkilemiştir. Ayrıca emeğin yapısında ve çalışma koşullarını da etkilemiş ve değişimine neden olmuştur. Montaj hattı vasıfsız işçi yerine , kendi başına karar verebilen, düzensiz çalışma saatlerinde çalışan bilgiye sahip vasıflı denen işgücü ortaya çıkmaktadır. Bilgiyi kullanabilen, üretebilen vasıflı işçi,aranılan işgücü olmuştur. Yeni dönem ekonomide hizmet sektörü ön plana çıkmıştır. Kol gücüne dayalı imalat sanayi sektörü oranı gelişmiş ülkelerde, teknolojinin gelişmesiyle, oldukça azalmıştır. Hizmet sektöründe istihdam edilen işgücü nitelikli işgücü olmaktadır. Hizmet sektörü aynı zamanda çalışma sürelerinde de değişim yaratmıştır. Artık part-time, kayan iş süreleri ve sıkıştırılmış iş süreleri gibi yeni atipik denilen çalışma saatleri yaratılmaktadır. Bunun sonucunda da kadın iş gücünün yeni işgücü içindeki payı artmaktadır. Mavi yakalı işgücü yanında beyaz yakalı ya da altın yakalı işgücünün ortaya çıkması işgücünde ikili bir yapı oluşturmaktadır. Merkez bölgelerdeki işgücü yani hizmet sektöründeki vasıflı işçi ile perifer bölgedeki imalat sanayisindeki vasıfsız işgücü arasında ikili bir yapı oluşmaktadır. Sermayenin vatansızlaşması gerçekleşmişken emeğin vatansızlaşmasından söz edilmemektedir.

Emeğin uluslar arası hareketi çeşitli sebeplerden dolayı engellenmektedir. Ancak vasıflı işgücünün serbest dolaşımı sağlanmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru vasıflı işgücünün dolaşımı, gelişmekte olan ülkeler açısından olumsuz olmaktadır. Nitelikli elemanlarını kaybetmektedirler. Diğer yandan da göç edilen ülkedeki nitelikli işgücüne de olumsuz etkileri olmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerden gelen nitelikli işgücünün maliyeti daha az olduğu için, ülkenin kendi nitelikli işgücünü seçme oranı düşmektedir. Çünkü artık sermaye sahipleri için emeğin maliyetinin düşük olması tercih edilen bir durumdur. Diğer yandan sermaye sahipleri imalat sanayisinde, kol gücüne dayalı işgücü için düşük maliyetli işgücü neredeyse yatırımlarını oraya yapmaktadırlar. Bu anlamda da emeğin küreselleşmesi sermaye açısından olmaktadır denilebilir. Emeğin yapısının, çalışma koşullarının değişimi yanında işsizlik de diğer yıllara göre bir hayli artmıştır. Özellikle vasıfsız işgücünde işsizlik her geçen gün sürekli artış göstermektedir. Bunun yanında ücretlerde de düşüş yaşanmaktadır. Uluslar sermayeyi ülkelerine çekebilmek için emek maliyetlerini en aza indirmek zorunda kalmışlardır. Özellikle üçüncü dünya ülkelerinde bu durum görülmektedir. Uluslar bu durumu düzeltebilmek için eğitime önem vermeleri gerekmektedir. Araştırma ve geliştirme faaliyetlerine daha fazla yatırım yapmalılar. Özellikle işgücünün niteliğini artıracak önlemleri almak zorundalar.

KAYNAKLAR

1-BELEK, İlker; "Kapitalist Sömürünün Yeni Modeli "Esnek Üretim Sistemi", Petrol-iş 1997-1999 yıllığı, Aralık, 1998

2-BOZKURT, Veysel; a-Enformasyon Toplumu ve Türkiye,Sistem yayınları,3. basım, İstanbul, Ekim 2000 b-Derleme, Küreselleşmenin İnsani Yüzü, Alfa yayınları, Bursa, Ekim 2000 c-"Değişen paradigma, çatışan uygarlıklar ve bölgesel bütünleşme", Liberal Düşünce Dergisi, Güz 1997, Sayı 8 d-"Püriten etiğin sonu ve post-endüstriyel dönüşüm", Bilgi ve Toplum Dergisi

3-ÇUBUKÇU, Burçak; "Teknoloji ve endüstri ilişkileri", Çimento İşveren Sendikası Dergisi, Cilt 14, Sayı 3, Mayıs 2000

4-DİSK; "Esnekliğin İşçi Sınıfı Üzerindeki Etkileri", Petrol-iş 1997-1999 yıllığı,Ocak 1999

5-ERDİNÇ, Zeynep; "Küreselleşmenin İstihdama etkileri", Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 3, Kasım 1999

6-ERKAN, Hüsnü; Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Yayın No: 326 Bilim Dizisi:8, 4. Baskı, Eylül 1998

7-HIRST, Paul - THOMPSON,Grahame; Küreselleşme Sorgulanıyor, Çev. Çağla Erdem, Elif Yücel, Dost Yayınları,2. Basım, Ankara, Mart 2000

8-HOPKİNS, Trence K.-WALLERSTEIN, Immanuel; Geçiş Çağı, Dünya Sisteminin Yörüngesi (1945-2025), çev. Nuri Ersoy, Ender Abadoğlu, Orhan Akalın, Yücel Kaya, Avesta Yayınları , 1. Baskı, İstanbul 2000

9-Der.KANSU, Işık; Küreselleşme Emperyalizmin Yeni Masalı, İmge kitapevi, 3. Baskı, Ankara, Şubat 1997

10-KÖSTEKLİ, İlyas; "Bütünsel kalite yönetiminin işçi-işveren ilişkileri üzerindeki etkileri", Petrol-iş 1997-1999 yıllığı

11-MURAT, Güven; "Küreselleşme ve işgücü piyasaları", Küreselleşmenin İnsani Yüzü Der. Veysel Bozkurt, Alfa Yayınları, Bursa, Ekim 2000

12-ÖYMEN, Onur; Geleceği Yakalamak Türkiye'de ve Dünyada Küreselleşme ve Devlet Reformu, Remzi Kitabevi, 1. Basım, İstanbul, Haziran 2000

13-SEVİNÇ, Bilal; "Ülke verimliliğine etkisi bakımından beyin göçü sorununa eğitimsel bir bakış", Verimlilik Dergisi, Ankara, 1999/4

14-ŞİMŞEK, Birgül; "İşgücü piyasalarının küreselleşmesi ve küresel işgücü piyasalarında ulusal işgücü piyasalarının yeri", http://www.isguc.org

15-ŞİMŞEK, Osman; "Endüstriyel ilişkiler sisteminde değişmeler", Kamu İş Dergisi Sayı 4 Cilt 4, Ocak

16-TARHAN, Okan; "21.yy.'ın insan kaynağını yetiştirmekte üniversitelerin rolü", Mercek, İstanbul, Nisan 1999

17-TINAR, M. Yaşar; "2000'li yıllarda çalışan insan", http://www.isguc.org

18-TOKOL, Aysen;a-"Yeni teknolojiler ve değişen endüstri ilişkileri", http://www.isguc.org b-"Küreselleşme ve endüstri ilişkilerine etkileri", Küreselleşmenin İnsani Yüzü Der. Veysel Bozkurt, Alfa Yayınları, Bursa, Ekim 2000

19-TUNCAY, Can; "Değişim ve esneklik ihtiyacı", İşveren Dergisi, Ocak 1999

20-YILDIZOÄžLU, Ergin; "Küresel kriz ve dönüşüm olanlar, olasılıklar ve umutlar", Petrol-iş 1997-1999 yıllığı, Mayıs 1999

* Uludağ Üniversitesi, İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

63092 kez görüldü, 8 kez indirildi.

<< --
 
EBSCO
PROQUEST
CABELLS DIRECTORY
INDEX COPERNICUS
SOCIOLOGICAL ABSTRACTS
ASOS Akademia Sosyal Bilimler Index
Üye Girişi
DUYURULAR/HABERLER
Dergide yayınlanan yazılardaki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazarlarına aittir.
Ampirik veriler, değerlendirme sürecinde hakem veya hakemler tarafından talep edilirse, yazar veya yazarlar ilgili verileri paylaşırlar.
Bu verilerin bir başka çalışmada kullanılmaması esastır.
© 2000 - 2024 İş,Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi