Yıl: 2004/ Cilt: 6 Sayı: 1 Sıra: 11 / No: 206 /     DOI:

Serbest Bölgeler:Teorik Yaklaşım
Öğr.Gör. Mehmet Emin ERÇAKAR
Uludağ Üniversitesi - Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu

Giriş:

Serbest bölgeler hakkında günümüzde gerek tanım olarak gerekse uygulama türleri açısından farklılıklar bulunmakla birlikte bu tanımlar belli şekillerde ifade edilebilir.

Öncelikle serbest bölge dendiğinde, ülkenin gümrük alanından bir engel ile ayrılmış toprak parçasıdır. Bu gibi bölgelerde, mallar gümrük işlemleri olmaksızın ithal edilebilir, depolanabilir, çeşitli işlemlere tabi tutulabilir ve yeniden ihraç edilebilir. Fakat mallar engelden geçirilerek ülkenin gümrük alanına sokulmak istendiğinde gümrük vergisi ödeme gereği ortaya çıkmaktadır (Thoman, 1956:6). Dolayısıyla serbest bölge en kısa ifadesiyle "ülkenin siyasi sınırları içinde yer alan gümrüksüz alanlardır" denilebilir.

Ayrıca serbest bölgeler, "bir ülkenin ulusal egemenlik sınırları içinde, ancak gümrük sınırları dışında kalan, devlet müdahalesinin asgariye indirildiği ve ticari, sınai ve/veya hizmetlere ilişkin işlevleri yerine getiren özel amaçlı bir uygulamadır" (Güner, 1999:11) şeklinde tanımlanmaktadır.

Bir diğer tanıma göre ise; serbest bölgeler, "bir ülkenin siyasal sınırları içinde olmakla birlikte gümrük sınırlarının dışında kalan, ihracatın artırılması amacı ile ülkenin diğer kesimlerine kıyasla üretim ve ticari faaliyetler için daha geniş teşviklerin tanındığı, o ülkede geçerli olan dış ticaret ile mali ve ekonomik alanlara yönelik devlet düzenlemelerinin tamamen veya bir kısmı ile ortadan kaldırıldığı bölgeler"olarak ifade edilmektedir (Kentbank, s:3).

Dünyada ve Türkiye'de Serbest Bölgelerin Gelişimi

Dünyada serbest bölge niteliğinde kabul edilebilecek uygulamalara, ilk olarak yaklaşık 2000 yıl öncesinin eski Yunan ve Roma medeniyetlerinde rastlanmaktadır. Milattan önceki yüzyıllarda Malta, Efes, Pire, İskenderiye limanları ve Akdeniz'de, açık denizde yapılan mal değişimi ve alışverişleri ile İpek Yolu üzerindeki Yunanistan'ın Pire ve Challis limanları, bu konudaki ilk örnekler olarak sayılabilir. Günümüzdeki yapıya benzer serbest bölge uygulamaları ise XVIII. yüzyıldan itibaren Cebelitarık (1704), Singapur (1819) ve İngiltere İmparatorluğu'nun sömürgesi olan Hong-Kong'da (1842) faaliyet göstermeye başlamıştır.

I. Dünya Savaşı sonrasında 1929 ekonomik bunalımının arkasından çözüm yolu olarak Serbest Bölgelere yönelme eğilimi ağırlık kazanmıştır. 1930'larda ABD'de yoğunluk kazanan Serbest Bölgeler, daha sonra Avrupa'da da kurulmaya başlamıştır.

Dünyada serbest bölge uygulaması değişik dönemlerde özellikle ihracata dayalı kalkınma stratejisini benimsemiş ülkeler tarafından ihracatı artırmanın en önemli araçlarından biri olarak görülmüş ve kullanılmışlardır.

Ülkemizde de serbest bölge uygulamacılığının Cumhuriyet öncesi dönemlere 19. yy.'a dek gittiğini söylemek mümkündür. 1870 yılında ilk olarak o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan ve Tuna nehrinin Karadeniz'e döküldüğü yerde bulunan Sulina şehrinin serbest liman haline getirildiğini görmekteyiz. Daha sonra yine 1908 Devrimi sonrasında İttihat ve Terakki bu amaçla Çekmece Gölü veya Yedi Kule sahillerinde kurulması düşünülen serbest bölge için bir komisyon kurmuş, ancak ortaya çıkacak maliyetten çekinilerek bu girişimden vazgeçilmiştir.

Cumhuriyet sonrasında ise, Türkiye'de serbest bölgelerin kurulmasına yönelik ilk hareket 1927 yılında kabul edilen 1132 sayılı " Serbest Mıntıka Kanunu " ile başlamıştır. Bu yasal düzenleme ile Ford Motor Company'ye Tophane Rıhtımı'nda otomobil, kamyon ve traktör montajı yapmak üzere sözleşme ile 1928 yılında özel bir izin verilmiştir. Ancak bu uygulamadan beklenen yarar sağlanamadığı için daha sonra vazgeçilmiştir.

Daha sonraları, 1946 yılında kabul edilen 4893 sayılı yasa ile doğrudan üretilen halı ve kilimlerle hayvan postlarının transit olarak Türkiye'ye ithal edilmesi ve gerek işlenerek gerekse işlenmeksizin ihraç edilebilmesi için "Serbest Yer" kurulması kararlaştırılmış, fakat bu uygulama da yürümemiştir.

1953 yılında kabul edilen 6209 sayılı "Serbest Bölge Kanunu" da aradan geçen uzun süreye rağmen işlerliğe konulamamıştır. 15.5.1957 tarihli İskenderun Limanı serbest bölgesi de T.C. Devlet Demiryolları tarafından işletilmesine izin verildiği halde idari ve yerleşim koşullarının uygun olmaması, serbest bölge için yeterli tanıtımın yapılmaması v.b. gibi nedenlerle işlerlilik kazanamamış ve ihraç edilmek üzere stoklanan 2000 ton krom madeninden başka bir mal serbest bölgeye girmemiştir. Bu nedenle İskenderun Limanı Serbest Bölgesi de uygulamadan kaldırılmıştır.

Türkiye'de serbest bölge kurma çalışmalarının başarısızlıkla sonuçlanması konunun 1985 tarihine kadar ertelenmesine neden olmuştur. 6.6.1985 tarihli ve 3218 No'lu "Serbest Bölge Kanunu" ile bugünkü Serbest Bölge çalışmalarına olanak veren yasal düzenleme ortaya çıkmıştır. 1987 yılından itibaren Mersin ve Antalya Serbest Bölgeleri'nin uygulamaya geçmesinden günümüze ülkemizde 21 adet çeşitli yer ve zamanlarda tesis edilmiş serbest bölge kurulduğunu görmekteyiz.

Serbest bölge, kurulduğu ülkeye göre daha liberal ticaret kurallarının ve düzenlemelerinin olduğu özel bir alandır, ancak bu düzenlemeler ülkeden ülkeye bölgeden bölgeye değişiklik göstermektedir. Genel anlamda ise; gümrük, mülkiyet, döviz kontrolü ve vergi alınmaması gibi konular ön plana çıkmaktadır.

İlk ortaya çıkışlarından 1960 yılına kadar serbest bölgeler, yalnızca ticari olarak faaliyet göstermekte iken, bu tarihten sonra ise serbest üretim bölgesi adı verilen yeni bir serbest bölge türü yaygınlık kazanmaya başlamış ve böylece yapılan tanımlara üretim faaliyetleri ya da endüstriyel faaliyetler de dahil edilmiştir.

Son dönemlerde ortaya çıkan ve yaygınlaşan serbest üretim bölgeleri aslında yapı olarak serbest ticaret bölgeleri ve organize sanayi bölgelerinin bir araya gelmesinden oluşmuştur. Bu özelliği ile serbest üretim bölgeleri daha genel bir kavram olan serbest ekonomik bölgelerin özel bir hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Serbest ekonomik bölgelerde, bir başka amacı ya da güçlü bir çıkar grubunun çıkarını gerçekleştirmek için sınırlı bir alanda -kural dışılık- ortaya çıkmaktadır. Bu bölgeler yaratılan kural dışılığın niteliğine, geliştirilmek istenen ekonomik faaliyetin türüne ve yerine göre değişik tiplere ayrılmaktadır. (Tekeli&İlkin, 1987:11).

O ülkede hakim olan kurallara uygun olmamanın biçimi genel anlamda 2 şekilde tezahür etmektedir:

-Açık Serbest Bölgeler
-Kapalı Serbest Bölgeler

Açık Serbest Bölgeler, bulunduğu ülkede var olan yasalar yada kuralların tümünün uygulama dışı bırakıldığı bölgeler olarak bilinmektedir.

Kapalı Serbest Bölgeler ise, o ülkeye ilişkin yasa ve kuralların kısmen uygulandığı bölgeler olarak ifade edilebilir. Buralarda sadece belli türdeki ekonomik faaliyetlere izin verilirken, hem yaratılan kural dışılık hem de yer alacak faaliyetler açısından seçicilik vardır.

Yapılabilecek faaliyet türlerine göre de serbest bölgeler, genel anlamda serbest ticaret bölgeleri ve serbest üretim bölgeleri şeklinde ana gruplara ayrılması yanında değişik faaliyet kollarına göre daha spesifik sınıflandırmalara da tabi tutulabilmektedir.

Serbest ticaret bölgeleri söz konusu olduğunda, reexport (yeniden ihraç), transit ticaret, etiketleme, depolama, hafif montaj, sergileme vb. gibi faaliyetler yapılabilmektedir. Bu tür işlemlere tabi tutulan mallar ev sahibi ülkeye sokulmadıkça o ülkenin dış ticaret mevzuatının gümrük ve kambiyo mevzuatı gibi bütünleyicileri ülkenin genel mevzuat uygulamalarının dışında kalmaktadır.

Serbest üretim bölgesi (İhracat işlem bölgeleri-Export processing zones) uygulaması da 1960'lardan itibaren literatüre girmiş ve ilk olarak İrlanda'nın Shannon Havalimanı'nda faaliyete geçmiş günümüze kadar da başarılı bir gelişim süreci geçirmiş bir serbest bölge uygulamasıdır. Buradan hareketle dünyanın değişik bölgelerinde benzer türde yapılanmalar ortaya çıkmış ve çıkmaktadır.

Serbest üretim bölgeleri, ihracatı teşvik etmek ve hafif imalat sanayi ürünlerinin üretim ve/veya montajına olanak vermek amacıyla kurulmuştur. Bu bölge içerisinde firmalar, özellikle yabancı yatırımcılar, ara malların ithalatında, şirket vergilendirmesinde, alt yapı önlemlerinde farklı muameleye tabi tutulmakta ve ülkenin diğer bölgelerinde uygulanan sanayileşme yasalarından muaf tutulmaktadırlar. İhracat İşlem Bölgelerinin Serbest Ticaret Bölgelerinden farkı, gümrük vergi ve formalitelerinden arındırılmış olan bölgede yerli ve yabancı firmalara yatırım yapma olanağının tanındığı, büyük sanayi siteleri görünümünde olmasıdır (Tekeli&İlkin, 1987:11). Bu çerçevede yatırım yapmak isteyenlere ayrıca mali ve idari teşvikler sağlanmakta, üretimin tümünü ihracata yöneltecek firmalara ise, çeşitli ücret-maliyet, alt yapı olanakları ve vergi ayrıcalıkları tanınmaktadır. Bu ayrıcalıklar, İhracat İşlem Bölgesi firmalarının tam üretimlerinin ihraç edilmesi ve imalat için ithal edilen tüm hammadde ve ara malların İhracat İşlem Bölgesi içerisinde tüketilmesi ya da yeniden ihraç edilmesi şartına bağlıdır. Başlıca İhracat İşlem Bölgelerine sahip ülkeler arasında İrlanda, Güney Kore, Tayvan, Malezya, Brezilya, Endonezya, Çin Halk Cumhuriyeti uygulamaları sayılabilir.

Serbest Üretim Bölgesinin ülke kalkınması açısından amaçlarını; istihdamı artırmak ve kalitesini geliştirmek, ülkede yaratılan katma değeri artırmak, dış ticaret dengesini iyileştirici gelişmeler sağlamak, yabancı sermaye çekerek ülkede yapılan yatırım miktarını çoğaltmak, teknolojik gelişimi hızlandırmak, ülke ekonomisi ile iç bağlantılarını artırarak ülkenin dış kararlara duyarlılığını azaltmak şeklinde sıralamak mümkündür.

Serbest ticaret bölgeleri ve serbest üretim bölgeleri haricinde dünyada bu genel tasnif dışında başka uygulamaların da olduğundan söz etmiştik. Bu uygulamalardan başlıcaları (Özçelik&Yadikar, 2003:1);

- İkiz Fabrikalar (Maquildor):

Meksika'nın ABD sınırlarında kurulan Maquiladora tipi uygulamada, üretim girdisi mallar ABD'den gümrüksüz olarak bu ülkeye ithal edilmekte, üretilen mallar mamul olarak tekrar ABD'ye ihraç edilmektedir. Ancak ABD gümrük vergilerini ithal edilen mal üzerinden değil, yalnızca Meksika'da yaratılan katma değer üzerinden gerçekleştirmektedir.

Meksika'dan ABD'ye insan göçü sorunu, ABD'nin önerisi ile Maquiladora üretim bölgeleri kurularak önlenmiş, bu sistemden her iki ülkede yarar sağlamıştır. ABD'nin yararı; bir yandan ülkesine olan insan göçünü durdurmak, diğer yandan ise, bir anlamda fason imalatla düşük maliyetli üretim malları üreterek üçüncü dünya ülkelerinde pazar gücünü artırarak olmuştur. Meksika ise, yabancı sermaye girişini hızlandırarak istihdam imkanı sağlamış, ekonomik sorunlarının bir kısmına çare bulmuş ve buralarda çalışarak yetişen nitelikli insan gücüne kavuşmuştur.

- Yatırım Bölgeleri (Enterprise Zone):

Yerli yatırımları teşvik etmek amacıyla, ülkenin ekonomik yönden geri kalmış yörelerinin canlandırılması, istihdam ve yatırımların artırılması için çeşitli özendirici teşvik tedbirlerinin uygulandığı alanlardan oluşmaktadır (Kalkınmada Öncelikli Yöreler, Yatırım İndirimleri, Teşvikler, Muafiyetler...).

- Serbest Limanlar (Free Port):

Yabancı menşeli malların kullanılmak, yerel olarak tüketilmek veya tekrar satılmak üzere tüm limanın etrafını çeviren ya da bir bölümünü içine alan, gümrük vergisi olmaksızın veya en düşük tarifenin uygulandığı kısmına, Serbest Liman denir. Serbest Limanlar, Serbest Üretim Bölgelerinin liman set yapısı, antrepolar ve sanayi tesisleri ile desteklenmesinin yanı sıra, oteller, gümrüksüz alış-veriş mağazaları, meskun mahal (ikametgah), dinlenme ve eğlence merkezleri ile bir şehir görünümü kazanması ile ortaya çıkmıştır. En önemli serbest limanlar Hong-Kong, Singapur, Aden, Cebelitarık ve Manaus (Brezilya)'dur.


-Serbest Bankacılık Alanları:

Tavan ve taban faiz uygulamaları dışında kalan, kanuni ithalat yada rezerv tutma konularında serbest olan, sermaye denetimi daha esnek, sermaye ve mevduat arasındaki ilişkilerin kurallara bağlı olmadığı kıyı bankacılığından oluşmaktadır. Bu bölgelerde faaliyette bulunacak bankaların başlıca dövizleri toplayabilecek güçte olmaları gerekmektedir. Serbest Bankacılık Alanlarında işlemler sadece muhasebe kaydı olarak yapılabileceği gibi, aynı zamanda mevduat toplama ve kredi verme fonksiyonlarını da içerebilmektedir.

-Antrepo:

Yurtdışından gelen malların satılıncaya kadar bekletildiği, gümrük kontrolünün yapıldığı ve gümrük idaresinin denetiminde bulunan depolardır. Bu malların depolanması sırasında gümrük vergisi ödenmesi söz konusu değildir. Devlet ya da özel mülkiyetli antrepolarda bulunan malların ancak satılmasından sonra, ithal eden ülkenin gümrük vergilerini ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır.

-Serbest Şehir:

Serbest Bölgenin bütünüyle bir şehri kapsaması durumunda serbest şehir söz konusu olmaktadır. Çin'de üç adet bulunmakla birlikte, bugün dünyanın en büyük serbest şehirleri; Hong Kong, Dubai ve Bahreyn'dir.

-Transit Bölgesi:

Denize kıyısı olan ülkelerin, denize yakın veya yeterli çıkışı olmayan komşu ülkelerin depolama ve dağıtım merkezleri şeklinde kullanılması için girişte kurduğu limana transit bölge denir. Malların komşu ülkelerden ev sahibi ülkeye transit olarak geçişi sırasında gümrük vergileri, ithalat kontrolleri ve diğer birçok giriş çıkış formaliteleri uygulanmamaktadır.

Transit bölge, hem serbest ticaret bölgesinden hem de serbest limandan daha sınırlı bir kolaylık sağlar. Geniş anlamda, transit bölge limanın ayrılmış bir yerinde kendi iskele, barınma ve diğer kolaylıklara sahip bir alandır. Dar anlamda ise, limanda tek bir depo ve barınağa sahip olması halidir.

-Serbest Çevre:

Serbest çevre, serbest limana benzemektedir. Ancak ülkenin uzak ve gelişmemiş bölgesinde yer alır. Diğer bölgelerde belirli mallara uygulanan ithal kısıtlaması ve gümrük tarifeleri bu bölgelerde azaltılmaya çalışılmıştır. Birçok serbest çevre gümrük kolaylık ve ayrıcalıklarını, ithal edilmiş olan yiyeceklere, sermaye mallarına ve tüketicinin acil olan ihtiyaçlarına ayırırlar ve serbest çevrede geçerli olan kurallar genellikle ülkenin her yerinde geçerli olan yasa ve yönetmeliklere benzerler.

-Gümrüksüz Satış Mağazaları (Duty-Free Shop):

Havaalanları ve gümrük kapılarında bulunan sigara, içki ve pek çok değerli eşyanın gümrüksüz satışının yapıldığı mağazalardır. Türkiye'de uluslararası havaalanlarında, gümrük kapılarında ve turist yoğunluğu olan kıyı il ve ilçelerdeki gümrük kapılarında bu mağazalar faaliyet göstermektedir. Örneğin, Kapıkule, İpsala, Çeşme, Habur ve Mersin gibi kentlerimizde bu tipte mağazalar bulunmaktadır.

Bu uygulama türlerinin tümünde, üretici-pazarlamacı kuruluşlara giderek artan gümrük ayrıcalıkları verilirken, uygulamada bunlar dışında; Serbest Sigorta Bölgeleri (Free Insurance Zone) gibi ev sahibi ülkelerin sigorta şirketlerini denetlemek için koydukları sıkı kuralların dışında kalarak uluslararası sigortacılık faaliyetleri yapılmakta iken, Serbest Kumar Bölgeleri (Free Gambling Zones) ve Serbest Tıp Bölgeleri (Free Medical Zones) gibi örnekler de görmek mümkün olabilmektedir (Tekeli&İlkin, 1987:12). Ayrıca ülkemizde İMKB serbest bölgesi gibi menkul değerlerin alınıp satıldığı ve yine ülkemizde son kurulan serbest bölgemiz olan TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi de araştırma-geliştirme faaliyetleri için tasarlanmış bölgeler olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Sonuç olarak, Serbest Bölge genel ifadesi altında yapılan uygulamalarda amaç, yabancı sermayeyi çekerek ihracat amaçlı bir sanayileşme politikasını gerçekleştirmek için nispi üstünlüğü bulunan bir bölgede, bir liman, havaalanı vb. bir alan yanındaki kolay ulaşılabilirlik özelliklerine sahip bir alanın etrafı çevrilerek bu sınırlar içinde mevcut uygulamalardan sapmalarla ve organize sanayi bölgesinde olması gereken altyapıya sahip alanlar kurmaktır. Bu alanda belirli üretim, depolama, montaj, paketleme vb. gibi faaliyetler yürütülmekte ve bu bölgede, genel olarak içinde bulunduğu ülkenin gümrük ve dış ticaret kısıtlamalarının dışında bulunmakta, ancak ülkenin diğer yasaları geçerli olmaktadır. Genellikle de üretilen malların ihraç edilmesi istenmekte, mal o ülke içerisine girerken gümrük ve dış ticaret rejimine tabi olmaktadır.

Serbest Bölgelerle İlgili Kuramsal Görüşler

Dünyada serbest bölge uygulamalarının geçmişinin çok eski yıllara değin gittiğini söylememize karşın, uygulamaya baktığımızda asıl gelişme alanının özellikle 1960'ların başında serbest üretim bölgesi çalışmalarının başlaması ile gerçekleştiğini söylemek mümkün olmaktadır. Kuramsal açıdan baktığımızda da bu olguyu açıklamaya yönelik çabaların beklenenden az olmasına karşın 4 grup altında toplanabileceğini ifade edebiliriz: Birinci grup çalışmalar Heckscher-Ohlin ekonomisi varsayımları altında serbest bölgelerin kurulduğu ülke açısından refah etkilerini araştırmaktır. İkinci grup çalışmaların amacı, buralara doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yapılma nedenlerini araştırmaktır. Üçüncü grup görüşler de, Dünya pazarı fabrikaları adı altında toplanabilecek ve işin uluslararası düzeyde parçalanması ile toplam üretim maliyetinin en aza indirilmesi üzerinde durmaktadır. Dördüncü ve son grup görüşler ise, dünyada son dönemde boy gösteren serbest üretim bölgelerinin geçirdiği dönüşümlere değinmektedir (Tekeli&İlkin, 1987:16).

Birinci grupta yer alan ve Heckscher-Ohlin ekonomisi olarak ifade edebileceğimiz ekonominin tam istihdam dengesinde bulunduğu ve nihai malların söz konusu olduğu bu modelde, bu bölgelerin olası refah veya milli gelir etkileri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bu modelde ilk denenen Hamada'nın (1974:227) biri emek yoğun, diğeri nispi olarak sermaye yoğun iki malın emek ve sermaye faktörlerini kullanarak ölçek ekonomileri olmadan üretildiği bir ekonomi varsayılmaktadır. Hamada, gümrüklerin yabancı sermayeyi çekebilmek amacıyla kaldırıldığı bir serbest bölgenin ekonomik etkilerini analiz etmek amacıyla, sermaye yoğun malın yerli üretiminin tarife ile korunurken gümrüksüz bölgedeki üreticilerin dünya fiyatlarıyla karşı karşıya kaldığı, Standard iki faktör- iki mallı modelde yabancı sermayenin yokluğunda eğer koruma dışalım tarifeleri biçiminde ise, bir serbest bölge kurulmasının üretimi dolayısıyla refahı etkilemeyeceğini göstermiştir.

Yine Hamada'ya göre, yabancı sermayenin kurulan serbest bölgeye, nispi olarak sermaye yoğun malı üretmek üzere, o ülkedeki teknolojide bir değişiklik yaratmadan sadece sermaye özelliğiyle gelişi durumunda, o ülkenin iç fiyatlarla hesaplanan milli gelirinde bir değişiklik olmayacak, buna karşılık uluslar arası fiyatlarla hesaplanan milli gelirinde bir düşme olacaktır. Görüldüğü üzere, milli fiyatlarla ulusal gelir değişmemekle birlikte uluslararası fiyatlarla milli gelir düşmektedir.Bu refahtaki gerileme iki nedenle ortaya çıkmaktadır: Birincisi, faktör oranı etkisidir ve buna göre, yabancı sermayenin çektiği emeğin nisbi kıtlığını artırmasından dolayı kapital yoğun malın üretiminin nispi olarak artmasından doğmaktadır. İkincisi ise, yabancı sermayeyi koruma etkisidir ve bu etkiye göre de, yabancı yatırımcı korunmuş iç pazarda, dışa göre iç pazarda sermaye yoğun malı üretip elde ettiği karını uluslar arası düzeyde üretim yapan emek yoğun malla ülke dışına transfer etmesinden doğmaktadır.

Diğer bir durumda; yabancı sermayenin beraberinde sermaye akımı olmadan yalnız teknoloji transferi olarak gelmesidir. Şayet serbest bölgesi olmayan bir ülkeye yabancı sermaye salt teknoloji transferi olarak gelirse, uluslar arası fiyatlara göre milli gelirin düşüşü, faktör oranı ve yabancı sermayeyi koruma etkilerinin yanında teknik hakimiyet etkisini de içerecektir. Modele göre, eğer bu ülkede bir serbest bölge bulunuyor ve de teknoloji transferi bu bölgeye yapılıyorsa, teknik hakimiyet ve yabancı sermayeyi koruma etkileri olmayacak yalnızca faktör oranı etkisi kalacaktır.

Hamada'nın analizindeki dördüncü durum, serbest bölgede ara mallarının üretilmesi ile ilgilidir. Buna göre, bir serbest bölgede yapılan yabancı yatırım, teknoloji transferini içersin ya da içermesin yabancı sermayeyi koruma ve teknik hakimiyet etkisi nedeniyle uluslararası fiyatlarla hesaplanması durumunda milli gelirde azalma olmayacaktır. Bu etkileri serbest bölge ortadan kaldıracaktır.

Rodriguez'de (1976:370) Hamada'nın serbest bölgelerin makroekonomik etkileri ile ilgili bulgularını genişletmiştir. Rodriguez'e göre, serbest bölgeler ile ev sahibi ülkenin geri kalan kısmı arasında faktör hareketliliği varken, nihai denge serbest ticaret durumundaki ile aynı ticaret kalıbını verecektir (Kibritçioğlu, 1997:78).

Sonraki dönemde Hamada'nın çalışmalarını geliştirmek üzere Hamilton ve Svenson'un (1982:52) analizleri ortaya çıkmıştır. Onlar çalışmalarında Hamada'nın sermayenin sektörler arasında tam mobiliteye sahip olduğu varsayımında değişiklik yapmışlar ve her iki sektöre özgü sermayeler bulunduğunu kabul etmişlerdir. Böylece de serbest bölge probleminin gerçekte sermaye ithali ile emek ihracı arasında bir seçme problemine indirgeneceğini göstermişlerdir.


Hamilton ve Svenson analizlerinde yabancı sermayenin iki farklı mekanizma ile özendirildiğini göstermektedir. Birincisi, kapital yoğun malın ülke içindeki üretiminin korunması yüzünden, ülke içi ücret düzeyinin yapay olarak düşük kalmasının yabancı yatırımlara sağladığı bu düşük ücret nedeniyle ortaya çıkan korumadır. İkincisi ise, iç ve dış fiyatlar arasında ortaya çıkan farktır. Serbest bölgedeki yabancı sermaye, buradaki ithalatın gümrüğe tabi olmamasından değil, ülkedeki üretimin ithalat gümrüğü arkasında gerçekleştirilmesi nedeniyle korunmaktadır.

İkinci grup görüşler içerisinde yer alan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının serbest bölgelere çekilmesi çabası aslında serbest bölgelerin en önemli amaçları arasındadır. Bu konudaki görüşler de ise, temel ayrım noktası mükemmel bir piyasanın varlığını kabul etme ve etmeme üzerinde odaklanmıştır.

Mükemmel piyasa kabulü içerisinde konuya yaklaşan görüşlere göre, sermaye yatırımlarının getirilerinde uluslararası farklılıkların bulunması yatırımcıları bu yöne kanalize etmektedir. Ancak burada yönelmeyi sağlayan unsurun yatırımcılar açısından getiri faktörü mü olduğu, yoksa risk faktörünü de beraberinde mi taşıdığı konusu tartışılmaktadır. Dolayısıyla risk faktörü ya da portfolyo hipotezine göre de, yatırımcılar yatırımları nedeniyle karşı karşıya kaldıkları risklerini azaltmak için değişik ülkeler ve sektörlere yatırım yapma yolunu denemektedirler.

Bu görüşteki başka argümanlara göre de, yatırımların yapılması konusunda üretim düzeyi ya da pazar büyüklüğü önem taşımaktadır. Mikro açıdan bir firmanın bir ülkede yaptığı yatırımın o ülkedeki üretim ve satış düzeyi ile paralel olarak artacağı varsayılır. Pazar büyüklüğü varsayımı ise, makro düzeyi temsil etmektedir. Pazar büyüklüğü arttıkça diğer deyişle ülkenin milli geliri büyüdükçe o ülkede olacak satışların ve dolayısıyla yapılacak yabancı yatırımın artacağı varsayılmaktadır. Sonuç olarak; mükemmelci piyasa görüşü açısından yatırımlar firmaya özgü etkenler üzerinden değil, ülkeye özgü faktörler üzerinden yönlenmektedir.

Mükemmel olmayan piyasa varsayımları altında ise, tersi bir durum söz konusudur. Burada ülkeye özgü değişkenler yerini firmaya özgü değişkenlere bırakmaktadır. Kindelberger (1969) ile başlayan Hymer'in (1976) çalışmaları ile geliştirilen yaklaşımın çıkış noktası, ülkeye özgü faktörleri değerlendirmekte yerli firmaların yabancı sermayeli firmalara göre üstünlüğe sahip olmalarıdır. Ancak yabancı yatırımcının da nispi olarak ucuz finansman, teknolojik ve organizasyonel bilgi ve beceri, marka ve patentler gibi maddi ve gayri maddi bir takım yönlerden üstün olması durumlarında, yerli firmaların yabancı firmalara üstünlük sağlamaları söz konusu olamayacaktır. Dolayısıyla firmaların karşılıklı olarak birbirlerine üstünlük sağlamaları yerli ve yabancı menşeli olmalarından çok firmaya özgü değişkenler öncelikli rol oynamaktadırlar.

Çok uluslu şirketler aracılığı ile dünya çapında yapılan yatırımlar neticesinde ortaya çıkan dünya fabrikası olma olgusu aslında üç farklı nedenin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır: Birincisi, ulaşım ve haberleşme teknolojisinin varmış olduğu nokta iken, ikincisi, işgücünün ucuzlatılması ve denetiminde fabrika içinde uygulanan bir bütün işin parçalara bölünerek her birisi ayrı beceri ve hüner isteyen üretim biçiminin toplam emek maliyetini azaltması gerçeği bu sürecin dünya çapında uygulanmasını doğurmuştur. Üçüncü nedene göre ise, gelişmekte olan ülkelerde düşük ücretle ve gelişmiş ülkelerdeki verimle çalışmaya hazır işgücünün büyük bir işsizler ordusu oluşturmasıdır. Böylece dünya fabrikalarının yedek emek orduları da üretim için dünya ölçeğinde temin edilmeye hazır beklemektedirler (Tekeli&İlkin, 1987:24).

Sonuç olarak; bu faktörlerin bir araya gelmesi ile çok uluslu şirketler ve yatırımları için bir dünya fabrikası ortamı oluşturulmuş olmaktadır. Böylece teknoloji yoğun kesimlerde merkez ülkelerde yer alırken, emek yoğun kesimler ise çevre ülkelerde yer alabilmektedirler.

Serbest bölge uygulamacılığına geçmişten günümüze kadar ki süreç içerisinde bakıldığında, aslında ilk zamanlar uygulamanın ticarete sağlanan kolaylıklardan ibaret olduğu göze çarpmaktadır. Ancak işin organizasyonel yapısına bakıldığında, bir serbest bölgenin ortaya çıkışında bazı aşamaların söz konusu olduğu söylenebilir. Öncelikle, kuruluş aşaması söz konusudur ve bu aşamada serbest bölgenin altyapı ve örgütlenmesi gerçekleştirilir. İkincisi, genişleme aşamasıdır ki bu aşamada yabancı sermaye yatırımları sürerken yabancı firma sayısı da artar ve doluluk en üst düzeye çıkar. Üçüncü aşamada, yabancı sermaye akımı yavaşlamış ve olgunlaşma aşaması başlamıştır. Bu durumda serbest bölge üretiminin ülke ekonomisi ile bağlantıları güçlenmektedir. Dördüncü ve son aşamada ise, yerelleşme söz konusudur. Bu süreçte yabancı sermayeli firmalar yatırımlarını devretmeye başlar, kuruluşlar zaman içerisinde yerli sermayenin eline geçmeye başlayacaktır.

Yukarıdaki süreçlerden geçen bir serbest bölge oluşumunun ev sahibi ülkeye kazanımlarını olumlu olduğu kadar olumsuz anlamda da değerlendirmek mümkün olabilmektedir. Aşağıdaki tabloda bu durum izah edilmeye çalışılmaktadır.

Tablo:1- Serbest Bölgelerin Yerli ve Yabancı Taraflar Üzerindeki Olası Etkileri

  Yerli Kesim Yabancı Kesim
İşgücü Arz Edenler Açısından Serbest Bölgede iyi ücretli bir iş bulabilirler Serbest bölgede iyi ücretli bir iş bulabilir.
Tüketiciler Serbest Bölge üzerinden ev sahibi ülkeye ithal edilen mallara daha az para ödemeye başlarlar Ev sahibi ülkeden doğrudan değil, serbest bölge aracılığı ile kendi ülkelerine yapılan ithalata daha az para ödemeye başlarlar.
Serbest Bölgedeki Üreticiler Ev sahibi ülkedekinden daha düşük maliyetle üretimde bulunabilirler. Yabancı ülkeye daha fazla ihracat yaparlar. Ev sahibi ülkeye ve yabancı ülkeye daha çok mal satabilirler.
Serbest Bölgenin Dışındaki Üreticiler Serbest bölgeden ev sahibi ülkeye yapılan ithalatla rekabet etmek zorunda kalırlar. Hissedilir etki beklenmez.
Hükümet Vergi gelirlerinde kayba uğrar. Hissedilir etki beklenmez.

Kaynak: Aykut Kibritçioğlu sayfa 81'den alınmıştır.

Serbest bölge uygulamasının ev sahibi ve yabancı yatırımcı taraflar açısından değerlendirildiği yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere her iki kesimin de birbiri ile karşılıklı bir çıkar ilişkisi söz konusu olmaktadır. Ev sahibi ülke açısından öncelikle serbest bölgeden beklenen temel amaçlardan birisi, yabancı sermayenin buralara çekilmesidir. Ayrıca bu dolaysız yatırımlarla birlikte elbette ki gelişmiş teknolojilerinde getirilmesi ile istihdam artışının sağlanması temel öncelikler olacaktır. Yabancı yatırımcı açısından bakıldığında ise, yatırımın getirisi, riski, beklentilerin gerçekleşmesi gibi amaçların gerçekleştirilmesine çalışıldığı görülmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Dünyanın hızla küçüldüğü, mal ve/veya hizmet trafiğinin de günden güne büyüdüğü günümüz ortamında, gelişmiş bilgi teknolojilerinin de yardımıyla gerek ülkelerarası ticaret gerekse de çok uluslu şirket yatırımları büyük miktarlara ulaşmış durumdadır. Dışa açık büyüme, ihracata dayalı kalkınma kavramlarının geniş kesimlerce kabul gördüğü günümüz dünyasında birtakım uluslararası ya da uluslar üstü örgütlerinde bu koşulları yaratmadaki katkısı inkar edilemeyecektir.

Özellikle GATT süreci sonunda ortaya çıkan ve 1995 yılından beri faaliyette olan Dünya Ticaret Örgütü'nün (WTO) çalışmaları neticesinde indirilmeye çalışılan gümrük tarifeleri çeşitli ülkelerdeki serbest bölge uygulamaları ile zaten yürütülmektedir. Serbest bölgeler dışında yine antrepolar, geçici kabul rejimi, transit ticaret gibi bir takım mevzuat esneklikleri sayılabilecektir.

Ancak serbest bölge uygulaması ülkenin siyasi sınırları içinde olmasına karşın ülkenin gümrük hattı dışında kalmasından dolayı özellikle ülkemizde tartışmaların odağında yer almaktadır. Bu tartışmaların temelinde ise, buraların kaçakçılık yapılmaya müsait olduğu ve yurtiçi sanayi ile haksız rekabete yol açtığı gibi konular ön plana çıkmaktadır. Oysa serbest bölgeler bilindiği üzere kendi kanun ve yönetmelikleri ile bunu bertaraf edecek mekanizmaları geliştirmiş durumdadır.

Sonuç olarak, serbest bölge uygulamaları günümüz dünyasında hak ettiği yeri alamamış olsa da, gelecekte ticaretin ve rekabetin dolayısıyla da verimlilik ve etkinliği artıracak her türlü çabanın galip geleceği öngörüsü ile serbest bölge faaliyetlerinin de buradan payına düşeni alacağı inancını taşımaktayız.

KAYNAKÇA

1- Akyürek T.E., "Serbest Bölge: Tanımı, Dünyada ve Türkiye'de", İTO Yay. İstanbul, 1983.

2- Güner S., "Serbest Bölgelerde Vergi Kanunlarının Yeri", Gümrük Kontrolörleri Derneği Yayınları Yayın No:22, Ankara, 1999.

3- Hamada K., "An Economic Analysis of The Duty-Free Zone", Journal of International Economics, 4/3: 225-241. 1974.

4- Hamilton C.- Svenson O., "On The Welfare Effects of a Duty-Free Zone", Journal of International Economics, 13/1-2: 45-64. 1982.

5- Haris J.- Todaro P., "Migration, Unemployment and Development: A Two-Sector Analysis" American Economic Review, 60/1:126-142. 1970.

6- Hymer S., "The International Operations of National Firms:A Study of Direct Foreign Investment", M.I.T., Cambridge Massachusetts, 1976.

7- İlkin S. - Tekeli İ., "Dünya'da ve Türkiye'de Serbest Üretim Bölgelerinin Doğuş ve Dönüşümü" Yurt Yay., Ankara, 1987.

8- KENTBANK , "Serbest Bölgeler Hakkında Bilgi Notu", Kur. Paz. Böl., İstanbul, 2000.

9- Kibritçioğlu A., "Serbest Bölgelerin Olası Makro Ekonomik Etkileri ve Bazı Düşündürdükleri" Liberal Düşünce Dergisi, Bahar 1997, Sayı:6, S.75-88.

10- Kindelberger C., "American Business Abroad:Six Lectures on Direct Investment, New Haven, 1969.

11-Rodriguez C., "A Note on the Economics of the Duty-Free Zone" Journal of International Economics, 6/4: 365-388. 1976.

12- Seyidoğlu H., "Uluslararası İktisat" 12.b., Güzem Yay., İstanbul 1998.

13- Thoman R., "Free Ports and Foreign Trade", Cornell Maritime Press, Cambridge, 1956.

14- Yadigar B.- Özçelik M., "Dünü, Bugünü ve Geleceği ile Serbest Bölgelerimiz" DTM Dergisi, Ekim 2003 Özel Sayı.

 

63637 kez görüldü, 0 kez indirildi.

<< --
 
EBSCO
PROQUEST
CABELLS DIRECTORY
INDEX COPERNICUS
SOCIOLOGICAL ABSTRACTS
ASOS Akademia Sosyal Bilimler Index
Üye Girişi
DUYURULAR/HABERLER
Dergide yayınlanan yazılardaki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazarlarına aittir.
Ampirik veriler, değerlendirme sürecinde hakem veya hakemler tarafından talep edilirse, yazar veya yazarlar ilgili verileri paylaşırlar.
Bu verilerin bir başka çalışmada kullanılmaması esastır.
© 2000 - 2024 İş,Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi