Yıl: 2004/ Cilt: 6 Sayı: 1 Sıra: 2 / No: 189 /     DOI:

Sennet Ve Habermas` Da Kamusallığın Dönüşümü
Araş.Gör. Doğan BIÇKI
Uludağ Üniversitesi - İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi - Kamu Yönetimi Bölümü

 Sennet'te kamusallığın dönüşümü , kişi dışılık durumundan bir mahremiyet ideolojisine kayıştır. Ona göre pasif-edilgen bir duruş olan mahremiyet içe kapalı olması ve benliğin-kişidışılığın tersi anlamında- kamusal alanda dolaysız ifadesine yönelik olması dolayısıyla medeniyetsiz bir durumudur.Bu durumun meydana gelmesi ona göre 19.yüzyıl ve sonrasında gelişen sanayi kapitalizmi ve onunla birlikte ilerleyen sekülerlikle ilgilidir.

Ona göre günümüzde kamusal yaşam resmi bir yükümlülüğe dönüşmüştür. Kamusal alan kişiselleştirilmiştir.Kendi ifadesiyle 'kamusal insan' çökmüştür. Kamusal alan boşaltılıp terk edildiği oranda, mahrem ilişkileri temel alan bakış açısının çekim gücü de artmaktadır. Kamusallığın yitimi kentlerdeki mekan düzenlemelerinde de gözlenmektedir. Artık kamusal alan belli bir kullanım için değil, yalnızca geçip gitmek içindir. Böylece kamusal alan hareketin bir işlevi haline geldikçe, kendine has bağımsız bir deneyim olma anlamını yitirmektedir.

Sennet'in kamusal insan/alan anlatısı , 18.yüzyıl ve öncesini adlandırmak için kullanılan bir ancien regime dönemine tekabül etmektedir. Bu dönem aktör-insan imgesinin varolduğu bir dönemdir.Sahne ve sokak arasında koşutluk vardır. Sennet'e göre gerek tiyatro da gerekse günlük yaşamda geçerli inanç kodları 18.yüzyıl kent toplumsal ilişkilerini anlamlı kılma araçlarından biridir. Aktör nasıl sahne dışındaki gerçek karakterini göstermeksizin insanları duygulandırıyorsa,aynı inanç kodları da izleyicilerin benzer bir amacına hizmet etmektedir. Bu durumda insanlar birbirlerine kendilerini tanımlamaya kalkışmaksızın karşılıklı ilişki kurabilmektedir. Bu köprü, insanlara kişisel olmayan bir zeminde sosyalleşebilme imkanı sağlamıştır. Modern dönemde sokak ve sahne birbirinden giderek uzaklaşmış ve sahne profesyonel bir alan haline gelmiştir.

Sennet'in kamusal alan betimlemesi içerisinde yer verdiği şehirler, dönemin göç alan ve bu yolla her geçen gün yabancıların sayısının arttığı iki kent olan Londra ve Paris'tir.18.yüzyılda bu kentlerde dış görünüşler sosyal konumun kesin göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Söz konusu dönemde örneğin hizmetkarlar işçilerden rahatlıkla ayrılabilir. Ancak kentsel yaşamdaki değişimlerle beraber bu özellik ortadan kalkmıştır. Zira çoğu merkantil mesleğin 17.yüzyılda karşılığı yoktur. Ayrıca büyük kentlerdeki esnaf loncalarının çökmesiyle lonca işaretleri taşıyan alışıldık giyim tarzlarının büyük bölümü işe yaramaz olmuştur;çünkü çok az sayıda lonca üyesi kalmıştır.

Kahvehaneler 17.yüzyıl sonlarında ve 18.yüzyıl başlarında gerek Londra gerekse Paris için ortak buluşma yerleridir. Ayrıca her iki şehirde de kahvehaneler başlıca enformasyon merkezleri olmuşlardır. Enformasyon merkezleri olarak kahvehanelerde, bilgi alışverişinin mümkün olduğunca eksiksiz olması için mevki ayrımları geçici olarak askıya alınıyordu. Kahvehanede konuşurken karşıdaki insanın toplumsal kökenine değinmek dahi çirkindi:çünkü sohbetin özgür oluşu engellenebilirdi. İnsanlar böylece söz konusu kahvehanelerde kendi duygularını,kişisel geçmişlerini ya da mevkilerini ele vermeksizin sosyalliklerini yaşadılar.

Fakat, 18.yüzyılın ortasında bir işaretler sistemi olarak konuşma iki yönden tehdit altına girmiştir.Bu tehditlerden biri klüpler diğeri ise gezinti yerleridir.Klüpler, kişisel yaşamları ilgi çekici olmayanları ya da yabancıları dışlayarak dinleyiciye seçme şansı tanımak için oluşturulmuşlardır.Buralarda önemli olan şey, artık ne konuşulduğu değil kimin konuştuğudur.

Diğer taraftan,18.yüzyılın ortalarına gelindiğinde bir sosyal etkinlik anlamında sokakta gezinmek, Paris ve Londra'da daha önce hiç olmadığı kadar önem kazanmıştır. Buna yönelik olarak 18.yüzyılın başlarında yeni parkların inşasına ve bakımsız alanların parklara ve gezinti yerlerine dönüştürülmesine başlanmıştır. Böylece daha önce kahvehanelerin sağladığı sınıflar arası sosyalleşmenin aracı yeniden sağlanmıştır. Fakat süreç içerisinde, gözler önünde geçen karşılaşmanın niteliği, kişilerin birbirleriyle iletişim kurdukları sürenin yalnızca bir an olmasıdır. Sennet'e göre bu durum, ilk kez kamusal ortamda sessizliğin filizlemesidir.

18.yüzyıl aynı zamanda kent burjuvazisindeki değişimlerin de başladığı bir dönemdir.18.yüzyılın ilk yarısında İngiliz ve Fransız ekonomileri uluslar arası ticarette yeni bir büyüme yaşamışlardır. Ticaretteki bu güçlü atılımın hem fiziki hem de toplumsal sonuçları olmuştur. Fiziki olarak Londra'da Thames üzerinde gelişen ticaret,tıpkı meydanlar gibi, kentin batıya doğru uzamasına yol açmıştır. Toplumsal bakımdan ise ticaretin gelişmesi kent toplumunun finansal, ticari ve bürokratik sektörlerinde iş olanakları yaratmıştır. Kente gelen göçmenler tüm bu merkantil ve ticari faaliyet içerisinde kendilerine yer bulmuşlardır.

Kentte ticaret arttıkça kent pazarının doğası da değişmiştir. Kentsel büyüme, rekabetin baskısından kurtulmak için sürekli satacak yeni tür mal ve hizmetlerin üretilmesine ve rekabetin henüz girmediği yeni bölgelerin aranmasına yol açmıştır. Bu da iş alanlarının parçalanması anlamına gelmektedir.İş alanları parçalandığında, babaların yaptıkları işi çocuklarına devretmeleri hayli güçleşmiştir. Zira sermaye ya da iş becerisini bırakabilmeleri mümkün olsa da bir müşteri topluluğunu garanti edemezlerdi. Böylece aile içerisindeki iş sürekliliği parçalanmıştır.Sonuçta bir yabancının artık, kim olduğunu basit olarak aile geçmişine bakarak belirlemek güçleşmiştir.

Nüfus, çok sayıda insanın kolayca toplanmasına ve sosyalleşmesine elverişli olmayan meydanlar etrafında yığılmasıyla oluşan yeni kentsel birimlere dağıldığında, yabancıları eskiden olduğu gibi rutin gözlemlerle tanımak/ayırmak daha da güçleşmiştir.

Sennet kamusallığın pazar koşulları altında dönüşümüne işaret etmek için şu noktalara değinmektedir. Bunlardan biri 19.yüzyılda Paris ve Londra nüfuslarının artması neticesinde oldukça karlı duruma gelen perakende ticarettir.Sennet'e göre bu yeni perakende ticarette, 19.yüzyıl kamusal yaşamının tüm karmaşası ve sorunları ortaya çıkmıştır. Şöyle ki; surlarla çevrili bir kent olan Paris'in artan nüfusuna söz konusu surlar dahilinde bir yer bulunması gerekmiştir. Var olan konut alanları da kısa sürede dolmuştur. Evler daha sonra kendi içlerinde yeniden bölünmüş, bu da yeterli olmayınca eski binaların üst katlarına yeni yeni katlar eklenmiştir. Evlerin bu şekilde bölünmesinde kendiliğinden ortaya çıktığı kadarıyla heterojenliğe, artık mahalle ve semtleri homojen ekonomik birimlere dönüştürme çabası ile karşı çıkılmıştır. Zira bu homojenlik yatırımcılarca rasyonel bulunmaktaydı çünkü; sermayelerini nasıl bir alana yatırdıklarından emin olmak istemişlerdi. Sennet'e göre mahallelerin homojen bir sınıf karakteri kazanacak biçimde düzenlenişi yerelciliğin ve kozmopolitenliğin kavranışını değiştirmiştir. Ekonomik düzeyde mahalleler homojenleştikçe bir semtten ötekine taşınmaya yatkın insanlar, daha çok onları kentin başka yerlerine götürecek bağları ve çıkarları olan zengin kesimden insanlardır. Bu durumda mahalle dışında geçen günlük yaşam burjuva kent yaşantısı olmaktadır. Böylelikle kozmopolit olmakla burjuva olmak birbirine yakın anlamlar kazanmıştır. Buna karşın yerelcilikle alt sınıf üyesi olmak özdeşleşmiştir.

Sennet'in üzerinde durduğu ikinci nokta mağazaların doğuşudur. Ona göre bu gelişimle mağazalar, aktif bir alışveriş alanı olarak kamusal alanın yerini almışlardır. Mağazalar, insan yaşamında daha yoğun fakat daha az sosyal bir kamusallık deneyimidir. Mağazaların doğuşundan önce pazarlık etmek ve ona ilişkin ritüeller bir kentte günlük tiyatronun aktörü olarak kamusal insanın en alışıldık anlarıdır.Mağazalarda artık müşteri açık yerlerde değil,mağazanın içindedir ve müşteri burada alışveriş yapma zorunluluğu içerisindedir. Bu nedenle müşteriyi ikna etme metodları sözkonusu değildir. Artık aktör olarak kamusal insanın rolü azalıyordu. Ayrıca bu mağazalar genellikle fabrikaların ve kentin uzak konutlarının yakınlarında kurulduğundan , potansiyel alıcı kitlesi daha fazla bölgeselleşmiştir. Bu da kamusal bir alanda bir araya gelmelerinin önünde bir engeldir.

Sonuç olarak kamusal alanın dönüşümü veya kamusal insanın yitimini hazırlayan temel faktör kapitalizmin yarattığı sarsıntıdır. Sennet'e göre insanlar bu sarsıntıdan korunmak için bir mahrem alan refleksi geliştirerek medeniyetsizleşmişler; başka bir ifadeyle kişidışı-cemaat dışı sosyalleşme şanslarını yitirmişlerdir

Eleştirel teorinin önemli temsilcilerinden olan Habermas'ta kamusal alan sorunu açıkça burjuva kamusunun anlam yitirmesi şeklinde ortaya konmuştur. 'Kamusallığın Yapısal Dönüşümü'nde öncelikle kamusallığın tarifinin ve taraflarının bağlamsal olarak ne denli değişiklikler taşıyabileceğini tartışmaktadır. Buna göre kamu alanı kimi kez kamu erkine sahip olanlar anlamında devleti, kimi kez ise devletin/kamu erkinin dışında kalan özerk özneleri işaret etmektedir.

Habermas, kamusal özel ayrımının 'burjuva kamusundan' çok önce var olduğunu bildirmektedir. Örneğin yunan şehir devletinde kamunun mensupları özgür vatandaşlardır.Kamusal hayat cereyan ettiği yerler pazar meydanı , agora gibi ev'den tamamen ayrılmış yerlerdir.Kamusal hayata katılabilmenin koşulu, bir aile reisi olarak özel hayat alanında özerk olmaktır. Yunan bilincinde kamu, özel alanın karşısında bir özgürlük yeridir.Hayati ihtiyaçların karşılanması zorunluluğu evin sınırları içerisinde utançla saklanırken, kamusal alanda (poliste) eşit vatandaşlar arasında bir onur kazanma mücadelesi verilmektedir. Habemas'a göre, Helenik kamu modelinin temelindeki ideolojik ülkü yüzyıllarca geçerliliğini koruyabilen zihinsel/tarihsel bir sürekliliğe sahip olmuş olmuştur. Önce, Ortaçağ boyunca, kamusal-özel kategorileri ile kamu, Roma hukukunun tanımları çerçevesinde res publica olarak gelenekselleştirilmiştir. Ancak,bu kategorilerin hukuk tekniği bakımından netleştirilmesi modern devletin ve ondan ayrışan burjuva toplumunun oluşumuyla gerçekleşebilmiştir.

Egemenliğin kamusal bir nitelikte temsil edildiği geç orta çağın feodal toplumu için de kendi başına bir alan olarak kamudan söz edilemez.Buradaki temsili kamu bir toplumsal alan değil bir statü belirtisidir. Prensler,piskoposlar halk adına değil,halk önünde kendi egemenliklerini temsil ederler. Ve bu temsili kamunun açılımı şahısların vasıflarına (armalarına, silahlarına,kıyafetlerine...) bağlıdır. Habermas'a göre bu temsiliyetin son sütunları olan İngiliz Lordlar kamarası , Prusya genel kurmayı ve Vatikan'dan geriye bir tek kilise kalmıştır.

Ona göre temsili kamunun 18.yüzyılın sonlarındaki çözülüşü, prenslik ve beyler zümresinin ayrışarak kutuplaşma sürecine girmesiyle olmuştur. Prenslik erkinin kutuplaşmasına damgasını vuran ilk gelişme, kamu bütçesinin toprak beyinin özel mülkünden ayrılmasıdır. Zümreler bakımından ise egemenliğe yönelik unsurlar kamu erkini içeren kurumlara, parlamentoya ve bir bölümü ise yargı organlarına dönüşmüşlerdir. Kentlerdeki mesleki zümreler de özel özerkliğin esas alanı olarak devletin karşısında yer alacak olan burjuva toplumunun alanına dönüşmüşlerdir.

Habermas, Burjuva toplumunda kamunun oluşumunu uzun mesafeli ticaretin başlamasına bağlamaktadır. Şöyle ki; kentler kurulduklarından itibaren yerel pazarlara sahip olmalarına rağmen, loncaların sıkı denetimi altında olmuşlar,kır kent arasındaki serbest mal dolaşımının bir aracı olmaktan ziyade, yakın çevre üzerindeki egemenliğin bir aracı olarak kalmışlardır. Uzun mesafeli ticaretle birlikte yeni tarz pazarlar oluşmuş mal ve haber dolaşımı artmıştır. Bu dolaşım her ne kadar siyasal erk tarafından yönlendirilse de artık kapalı ev ekonomisinden kaynaklanan egemenlik sisteminin devam ettirilmesi mümkün değildir.

Mal dolaşımıyla birlikte haber dolaşımı da hız kazanmıştır. Zira.ticaretin yaygınlaşmasıyla uzaktaki gelişmeler hakkında daha doğru ve daha sık bilgi edinme ihtiyacı doğmuştur.Bu yüzden eski ticari mektup dolaşımı 14.yüzyıldan itibaren bir tür profesyonel haberleşme sistemine dönüşmüştür.

16.yüzyıldan itibaren şirketler büyük sevkiyatlar sırasında kendi pazarları için yeni bölgeler keşfetmeye başlamışlardır. Bunlar bu faaliyetlerinde sağlam siyasal güvencelere sahip olmayı istemişlerdir.Dış ticaret pazarları, artık kurumsal sonuç sayılmaktadır. Bu ihtiyaca cevap veren, vegi toplayan, daimi bir ordu toplayan ve gayri şahsi bir otorite temelinde yükselen modern devlettir. Modern devlet meşru güç kullanma tekeline sahip olan tek egemen güçtür.Özel şahıslar artık kamu erkinin muhatapları olarak halkı oluştururlar.

17.yüzyılın sonlarından itibaren idarenin aldığı önlemler kapitalist üretim tarzının yerleşmesi hedefine yönelik olarak işlemektedir.Özelleşmiş iktisadi faaliyet, kamusal düzenleme ve gözetim altında genişleyen mal dolaşımı tarafından yönlendirilmekte ve bu iktisadi koşullar,girişimciyi ilk kez genel çıkarın konusu haline getirmektedir.

Habermas'a göre kapitalizmin siyasal ve toplumsal düzeninin içerisinde bir güç olarak basın gelişmektedir. Artık haber dolaşımı sadece mal dolaşımı ihtiyaçlarına bağımlı değildir. Haberin kendisi mal haline gelmektedir. Habercilik mesleği varlığını borçlu olduğu pazar ile aynı kurallara bağlıdır artık.

Modern devlet aygıtının kuruluşuyla beraber halk içinde merkezi bir konuma sahip olan yeni bir burjuva tabakası ortaya çıkmıştır.Bu tabakanın çekirdeğini hükümdarlık idaresinin memurları ve hukukçular oluşturmuştur. Bunlara diğer iyi eğitimli kimseler de dahil olmuşlardır.Habermas'a göre bu burjuva tabakası, barındırdığı klasik anlamda burjuvalıkla ilgisi olmayanlarla beraber kendisini başlangıcından itibaren bir okuma topluluğu olarak ortaya koymuş ve kamusal topluluğun esas taşıyıcıları olmuşlardır.

1680 ile 1730'lar arasında ortaya çıkan kafeler hem İngiltere'de hem de Fransa'da aristokratik toplulukla burjuva entellektüelleri arasında okumuşluk temelinde eş değerliğin oluştuğu yerler haline gelmiştir. Buraları önce edebi olarak başlayıp sonra siyasal bir nitelik kazanan eleştirinin merkezidirler. Habermas'a göre kamusal topluluk fikri kahvehane ve benzeri yerlerde kurumlaşmış ve etkinlik kazanmıştır.
Burjuva kamusunda evin konumu da değişmiştir. Artık ev bölmelerle ayrılmış,holler küçülmüş yalnızca,cemiyete ait kabul edilen salon büyük kalmıştır.Çekirdek ailenin bu içsel alanı,siyasal-ekonomik özgürleşmeye tekabül eden psikolojik özgürleşmenin alanıdır.

Tarihsel olarak bakıldığında, burjuva kamusunda, mutlakiyetçi egemenliğe karşı genel ve soyut yasalar kavramını ve talebini formüle eden ve nihayet kendisinin (kamuoyunun) bu yasaların meşru kaynağı olduğunu savunan bir bilinç gelişmiştir.

Habermas'a göre 19.ve 20.yüzyılda devletle toplumun birbirlerine karşılıklı nüfuz etmeleriyle kamusallık yapısal bir dönüşüme uğramıştır. Bu alanda artık neyin kamusal neyin ise özel alana ait olduğunu saptamak güçleşmiştir. Devlet bir yandan klasik fonksiyonlarının dışına taşarak eskiden özel alan içerisinde düşünülen alanlara müdahale etme gereği duyarken diğer yandan önceleri kamusal olarak addedip üzerine aldığı bir takım görevleri özel alana devretmiştir.

Diğer yandan bir işletmenin özel alana biçimsel aidiyeti ile bir resmi dairenin kamu alanına biçimsel aidiyeti, ayırt edici bir kesin ölçüt olmaktan çıkmıştır. Büyük bir işletme, ne denli bireysel mülk sahiplerinin,işletme yöneticilerinin tasarrufuna tabi de olsa, şahsi kararlar karşısında o ölçüde nesneleşmek zorunda kalmıştır ki; artık çalışma dünyası özel alanla kamusal alanın arasında kendi düzenine sahip bir alan olarak yerleşikleşmiştir.Habermas'a göre bu durum, büyük işletmenin bireysel özel özerklik alanı olma karakterinin ortadan kalkmasıdır.
Diğer yandan, söz konusu dönüşümle ailenin mahremiyet alanının içi de gizliden gizliye oyulmuştur. Bu yeni konut yapımları ve imar faaliyetlerinde de gözlenmektedir.Mimari olarak ev içindeki kapılar kaybolmaya başladığı gibi komşular arasındaki çitler de kaldırılmaya başlanmıştır.

Habermas'ın düşüncesinde, bir zamanlar bir kamusallık ilkesi olan aleniyet, kişiyi veya bir meseleyi, kamusal akıl yürütmeye tabi tutarak, siyasal kararları kamu oyu önünde değiştirilebilir kılma rolü oynamıştır. Bugün ise aksine aleniyet,çıkar sahiplerinin gizlilik politikası aracılığıyla hayata geçirilmekte; bir şahsa veya meseleye kamusal prestij sağlama işlevi görmektedir.

Sonuç olarak burjuva kamusallığına anlam kazandıran her ne varsa bugün sahip olduğu temelden yoksun kalmıştır. Görüldüğü gibi, gerek Sennet'in anlatımında, kamusal alan ve kamusallağın içini dolduran değer alanı bir değişimden geçerek bilindik tarihsel mahiyetlerinin dışında bir içeriğe doğru evrilmiştir. Söz konusu dönüşüm, doğal olarak, özel alan fikrinin değişimindeki serüveni göstermesi bakımından da ilginçtir. Sennet ve Habermas'ın yaklaşımlarının önemi, günümüzün kamusal alanın mahiyetiyle ilgili tartışmalarına bir tarihsel arkaplan desteği sağlamasında yatmaktadır. En azından, kamusallık kavramının, özünde tarihsel ve kültürel özgüllük taşıma özelliğini göstermesi bakımından dikkate değerdir.

REFERANSLAR:
Habermas,Jürgen. Kamusallığın Yapısal Dönüşümü..İletişim yayınları, İstanbul:1997
Sennet,Richard. Kamusal İnsanın Çöküşü.Ayrıntı yayınları,İstanbul:1996

62689 kez görüldü, 1 kez indirildi.

<< --
 
EBSCO
PROQUEST
CABELLS DIRECTORY
INDEX COPERNICUS
SOCIOLOGICAL ABSTRACTS
ASOS Akademia Sosyal Bilimler Index
Üye Girişi
DUYURULAR/HABERLER
Dergide yayınlanan yazılardaki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazarlarına aittir.
Ampirik veriler, değerlendirme sürecinde hakem veya hakemler tarafından talep edilirse, yazar veya yazarlar ilgili verileri paylaşırlar.
Bu verilerin bir başka çalışmada kullanılmaması esastır.
© 2000 - 2024 İş,Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi