Yıl: 2004/ Cilt: 6 Sayı: 1 Sıra: 7 / No: 184 /     DOI:

Çalışma Yaşamında Bireylerin Yaptıkları İşe İlişkin Duygularının İş Stres Tepkileri Üzerine Etkisi
Yrd. Doç. Dr. M. Ersin Kuşdil - Yrd. Doç. Dr. Nuran Bayram - Prof. Dr. Serpil Aytaç - Prof. Dr. Nazan Bilgel

 ÖZET

Bu bildiri, Katwyk, Fox, Spector ve Kelloway (2000) tarafından geliştirilen ve şimdiki araştırmanın yazarları tarafından dilimize uyarlanarak güvenirliği saptanmış olan İşe İlişkin Duyuşsal İyilik Algısı Ölçeği-İİDİAÖ’nin (Job-Related Affective Well-Being Scale-JAWS) stres semptomlarıyla olan ilişkilerini incelemek amacını taşımaktadır. İşe ilişkin duyuşsal iyilik algısının dört boyutunun farklı stres semptomlarıyla tutarlı korelasyonlar sergileyeceği beklentisi araştırmanın temel hedefini oluşturmuştur. Semptomlarla ilgili veriler Derogatis (1977) tarafından geliştirilen Kısa Semptom Envanteri’nin (Brief Symptom Inventory) Türkçe versiyonu kullanılarak 152 kişilik bir sağlık çalışanları örnekleminden elde edilmiştir. Anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite adını taşıyan beş ana semptom grubuna ilişkin verilerin dört duygudurumu boyutuyla ve toplam memnuniyet düzeyiyle olan bağlantıları korelasyon ve regresyon teknikleriyle incelenerek söz konusu duyuşsal iyilik algısı ölçeğinin geçerliği değerlendirilmiştir.

 ANAHTAR KELİMELER: İşe ilişkin iyilik durumu, Stres semptomları

ABSTRACT

The present paper aimed to examine the relationships between different stress symptoms and the subtypes of Katwyk, Fox, Spector & Kelloway’s (2000) Job-Related Affective Well-Being Scale (JAWS), which was translated into Turkish by the authors of the present study. The main objective of the study was based on the expectance that the four subtypes of JAWS would show consistent and predictable correlations with different stress symptoms. Data on stress symptoms was collected from a sample of 152 health workers by using the Turkish version of Derogatis’ (1977) Brief Symptom Inventory (BSE). The relationships between five symptom groups of BSE (namely, anxiety, depression, negative self-concept, somatization, and hostility) and four subtypes and total of JAWS were analysed by correlational and regressional analyses. The results were discussed in relation with the validity of the Turkish version of JAWS.

KEY WORDS: Job-Related Affective Well-Being, Stress Symptoms

 GİRİŞ

Çalışmak ve bir işe sahip olmak insan yaşamında önemli bir yere sahiptir. Ancak sahip olunan işin insan için ne anlam ifade ettiği, birey-iş ilişkisinin temelinde ortaya çıkan olumlu yada olumsuz tutumlar, çalışan kişinin işinden alacağı doyumu da etkilemektedir. Çalışma koşullarının yanı sıra, bireyin yaptığı işin niteliği, örneğin işin yaratıcılık istemesi, monoton olması, aşırı yorucu olması, sorumluluk yüklemesi vb. gibi özellikler işin niteliği hakkında bilgi vermekte, ayrıca işin sevilerek yapılması, işe duyulan ilgi, bireylerin işiyle ilgili olumlu yada olumsuz duygular yüklemesine neden olmaktadır (Barutçugil, 2002).

İnsanın iyi olmasını (well-being), doyumunu, mutlak durumunu anlama ve keşfetme çabası, ilk çağlardan bu yana süre gelen bir etkinliktir. Yaşamın hızla ve olumlu duygularla renklenmesi zenginleşmesi hemen her bireyin istediği bir niteliktir. İyi olmanın, sadece ekonomik gelirle, yani paranın tek etken olamayacağı açıklanamayacak kadar karmaşık ve çok yönlü olduğu araştırmalarla ortaya çıkmıştır. İnsanın bilişsel, durumsal ve bireysel özellikleri çeşitli modellerle değerlendirilerek, iyi olmanın yapısı araştırmacılar tarafından daha çok anlaşılmaya çalışılmaktadır.

İnsanın iyilik durumunu karşılayan çok sayıda sözcük ve kavram vardır. Bunlar mutluluk, haz, doyum, refah, toplumsal iyi olma, öznel iyi olma ve yaşam kalitesi olarak ön plana çıkmaktadır. Öznel iyi olma (subjective well-being) alanı, bireyin bakış açısından yaşam değerlendirilmesini içermektedir. Bireyin kendi yaşamına ilişkin değerlendirmeleri, olumlu-olumsuz duygu ve bunun sonucu elde ettiği yaşam doyumudur.

Öznel iyi olma, bireylerin yaşamlarını değerlendirmelerini kendine konu edinen bir psikoloji alanıdır. İnsanların yaptıkları bu değerlendirmeler, temel olarak bilişsel (örneğin, yaşam doyumu, iş doyumu vb.) ve yaşanan haz, hoşlanma vb. hoş duygularla; üzüntü, tiksinti, kızgınlık vb. nahoş duyguların sıklık ve yoğunluğunu belirleme gibi iki alanda toplanmaktadır. Kişi, yaşamın bütün yada sadece bir alanına, örneğin iş yaşamına ilişkin bilinçli bir değerlendirmede bulunabilir. Russel (1980) tarafından yapılan çok boyutlu analiz teknikleri ile alt yapılara ayrıştırılan pozitif ya da negatif duygu alanlarının bireylerin iyi olmalarında ayrı ayrı etkileri olduğu, Davidson (1993), Watso&Clark (1992) ın yaptığı araştırmalarla da tespit edilmiştir.

İş yaşamı önemli bir yaşam alanı olup, iş doyumu ile iyi olma (well-being) arasında güçlü ilişkilerin olduğu bilinmektedir. Bireylerin iş ortamını değerli ve eşsiz, yaptıkları işi anlamlı ve kendilerini geliştirici bulmaları iş doyumunu olumlu yönde etkilemektedir. İş doyumu üzerine yapılan araştırmalar, işe yüklenen duygusal ve bilişsel anlamların önemi üzerinde yoğunlaşmaktadır.

İş doyumu araştırmalarında işle bütünleşme, iş doyumunun merkeziliğini oluşturmaktadır. Yüksek iş doyumuna sahip bireyler, olumlu özellik ve teknik yanlarını öne çıkararak kendilerini yaptıkları iş ile özdeşleştirmiş bireylerdir. Oysa yaptıkları işe ilişkin olumsuz duygular besleyen çalışanların iş stresine maruz kaldıkları, böylece işe ilişkin duygularla iş stresi arasında bir ilişkinin olduğu bilinmektedir. Ülkemizde ise mesleki iyi olma ve iş mutluluğu ilişkisini ele alan çalışma yoktur. Ancak Yetim (1985) ve Şahin-Batıgün-Durak’ın (1997) yaptıkları araştırmalar, düşük ücretli iş ve mesleklerle mutluluk arasında farklılıklar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Öznel iyi olma ile iş ilişkisini konu edinen araştırmalar da bulunmamaktadır. Literatürde öznel iyi olma ile ilgili tipik kendini değerlendirme (self-report) yöntemi kullanılmaktadır. Bu ölçeğin bazı eksiklere sahip olduğu, bireylerin anlık duygudurumundan etkilendiği ifade edilse bile, bu konuda kullanılan ölçeklerin geçerlik ve güvenilirliğine ilişkin oldukça yüksek bulgular elde edilmiş bulunmaktadır (Yetim, 2001).

Warr (1987) tarafından geliştirilen bir modelde işe ilişkin duyuşsal iyilik algısını (Job Well-Being) etkileyen farklı duyguların varolduğu ortaya konulmuş, ikili ayrıştırma modelinin duygusal görüntüleri, bağlılık yada ilişkisizlik boyutuyla irdelenmiştir. Katwyk, Fox, Spector ve Kelloway (2000) işe ilişkin duyuşsal iyilik algısını ölçen bir ölçek geliştirerek bu ölçeğin ABD normlarını oluşturmuşlar, daha sonra yaptıkları diğer çalışmalarla bu ölçeğin, iş stresörleri, fiziksel semptomlar ve iş tatminiyle ilişkisini ölçmüşlerdir. Söz konusu ölçek, yüksek memnunluk yüksek uyarılmışlık (YMYU), yüksek memnunluk düşük uyarılmışlık (YMDU), düşük memnunluk yüksek uyarılmışlık (DMYU) ve düşük memnunluk düşük uyarılmışlık (DMDU) şeklinde dört alt boyuttan oluşmaktadır. Bu dört boyut, duygu ifade eden ölçek maddelerinin yüksek/düşük memnuniyet (pleasure) ve yüksek/düşük uyarılmışlık (arousal) adları verilen iki ana eksen üzerinde dağılımlarından elde edilmiştir. Böylece, memnuniyet ekseni kişinin işiyle bağlantılı genel mutluluk düzeyini belirleme amacını taşırken, uyarılmışlık ekseni bireyin psikolojik sisteminin güdülenme (motivasyon) düzeyini açıklamaktadır. Örneğin, olumlu duygudurumunun yüksek uyarılmışlıkla kesiştiği noktada (YMYU) birey mutlu ve aktif bir tablo çizerken (madde örnekleri: neşe, heves, coşku, esinlenme), yine olumlu duygudurumunun düşük uyarılmışlıkla kesiştiği noktada (YMDU) huzurlu, ancak, düşük güdülenme düzeyine sahip bir birey karşımıza çıkmaktadır (madde örnekleri: huzur, hoşnutluk, tatmin). Öte yandan, düşük memnunluk/yüksek uyarılım bölgesinin (DMYU) birey tipi gergin ve kaygılı nitelikleri taşımalıdır (madde örnekleri: tiksinti, korku, kızgınlık, hayal kırıklığı). Düşük memnunluk/düşük uyarılmışlık (DMDU), kendi içine kapanan ve güdülenme düzeyi düşük bir birey tablosu çizmektedir (madde örnekleri: bezgin, yorgun).

Katwyk ve ark. (2000) tarafından yürütülen çalışmalar iş stresörleri ve duyuşsal iyilik algısı arasındaki bağlantıları net bir biçimde ortaya koymakla birlikte, modellerinin en önemli avantajı olan güdülenme (uyarılım) özelliklerini stres semptomolojisi farklılıkları bağlamında ele almamaktadır. Maruz kalınan stres unsurlarının bireyde yarattığı semptomların duyuşsal iyilik algısında kestirilebilir  farklılaşmalara yol açtığı biçimindeki mantık zincirini kabul ettiğimizde, değişik stres tepkilerini ölçmeyi mümkün kılan araçların memnuniyet/uyarılım eksenlerinin geçerliğinin saptanmasında kullanılabileceği düşünülebilir.

Bu bildirinin amacı, Katwyk ve ark. (2000) tarafından geliştirilen ve Bayram, Kuşdil, Aytaç ve Bilgel (2003) tarafından dilimize uyarlanarak güvenirliği saptanmış olan İşe İlişkin Duyuşsal İyilik Algısı Ölçeği-İİDİAÖ’nin (Job-Related Affective Well-Being Scale-JAWS) stres semptomlarıyla olan ilişkilerini incelemektir. İşe ilişkin duyuşsal iyilik algısının yukarıda tanıtılan dört boyutunun farklı stres semptomlarıyla tutarlı korelasyonlar sergileyeceği beklentisi araştırmanın temel hedefini oluşturmuştur. Semptomlarla ilgili veriler Derogatis (1977) tarafından geliştirilen ve Şahin ve Durak (1994) tarafından Türkçeye uyarlanan Kısa Semptom Envanteri (Brief Symptom Inventory) kullanılarak elde edilmiştir. Anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite adını taşıyan beş ana semptom grubuna ilişkin verilerin dört duygudurumu boyutuyla ve toplam memnuniyet düzeyiyle olan bağlantıları korelasyon ve regresyon teknikleriyle incelenerek söz konusu duyuşsal iyilik algısı ölçeğinin geçerliği değerlendirilecektir. Tüm stres semptomu gruplarının toplam memnuniyet, YMYU ve YMDU değişkenleriyle negatif; DMYU ve DMDU değişkenleriyle ise pozitif korelasyonlar sergileyeceği öngörülmüştür.

MATERYAL VE YÖNTEM

Araştırmanın örneklemi 128 kadın ve 24 erkek katılımcıdan oluşmuştur. Katılımcılar, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde çeşitli görev ve ünvana sahip çalışanlar arasından seçilmiştir. Dağıtılan anket formları gönüllü katılımcıların kendileri tarafından doldurulmuştur. Örneklemin cinsiyet, yaş ve eğitim düzeylerine ilişkin bilgiler Tablo 1’de sunulmaktadır.

Tablo 1: Örneklemin Yaş Ve Çalışma Yılı Değişkenlerindeki Ortalama ve Standart Sapmaları (N=152)

 

Erkek

Kadın

Toplam

N

Ort.

S.S

N

Ort.

S.S

N

Ort.

S.S

Yaş

24

31,75

9,61

128

31,41

7,61

152

31,47

7,93

Çalışma Süresi

23

6,91

7,83

125

9,43

7,43

148

9,04

7,52

 Örneklemin cinsiyete göre dağılımı erkekler aleyhine olmasına karşın, erkek ve kadın katılımcıların yaş ortalamalarının oldukça benzer olduğu (sırasıyla, 31. 75 ve 31.41) görülmektedir (bkz. Tablo 1). Öte yandan, kadın çalışanların çalışma süreleri (6.91 yıl) erkeklere göre (9.04 yıl) daha uzundur.

 Tablo 2: Cinsiyet Ve Eğitim Durumu Değişkenlerinin Yüzde Dağılımı

Eğitim Durumu

Erkek (%)

Kadın (%)

İlköğretim

13,04

3,94

Lise Ve Dengi

56,52

14,17

Yüksek Okul Veya Üniversite

30,43

79,53

Yüksek Lisans Mezunu

-

2,36

 Tablo 2 incelendiğinde araştırmaya katılan erkeklerin kadınlara göre daha düşük sayılabilecek eğitim düzeylerine sahip oldukları görülmektedir: erkeklerin yaklaşık %57’sinin lise ve dengi, kadınların yaklaşık %80’inin de yüksekokul ve üniversite mezunu olduğu görülmektedir.

 Tablo 3: Cinsiyet ve Çalışma Durumu Değişkenlerinin Yüzde Dağılımı

Çalışma Durumu

Erkek (%)

Kadın (%)

Kadrolu

30,43

63,28

Sözleşmeli

69,57

36,72

 Çalışma durumuyla ilgili olarak kadın ve erkek katılımcıların yine farklı bir dağılım sergiledikleri görülmektedir (bkz. Tablo 3): erkeklerin %70’i sözleşmeli, kadınların ise %63’ü kadrolu olarak çalışmakta olduğunu belirtmiştir.

Bu çalışmada iki ölçek kullanılmıştır. Katılımcıların işe ilişkin duyuşsal iyilik algısıyla ilgili veriler Katwyk ve ark. (2000) tarafından geliştirilen ve Bayram, Kuşdil, Aytaç ve Bilgel (2003) tarafından dilimize uyarlanarak güvenirliği saptanmış olan İşe İlişkin Duyuşsal İyilik Algısı Ölçeği-İİDİAÖ (Job-Related Affective Well-Being Scale-JAWS) ölçeğiyle elde edilmiştir (bkz. Ek 1). Katılımcılar, duygu içeren cümlelere ilişkin yanıtlarını her bir cümlenin yanında verilen ve 'hiçbir zaman' ile 'çok sık' arasında değişen beş kategoriyi kullanarak işaretlemişlerdir. Katılımcıların deneyimledikleri stres semptomlarına ilişkin veriler ise, Derogatis (1992) tarafından geliştirilen ve Hisli Şahin ve Durak (1994) tarafından Türkçeye uyarlanan Kısa Semptom Envanteri-KSE (Brief Symptom Inventory) kullanılarak toplanmıştır (bkz. Ek 2). KSE’nin faktör yapısı Temel Bileşenler yöntemi ve Varimaks döndürme biçimiyle incelenerek Hisli Şahin ve Durak (1994) tarafından sunulan faktör yapısıyla oldukça benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Bu ölçeklere ek olarak, katılımcılara ait demografik değişkenler ile çalışma süresi, çalışma biçimi ve gelir düzeylerine ilişkin sorular da anket formunda yer almıştır.

Hem İİDİAÖ, hem de KSE için uygulanan güvenilirlik analizlerinin sonuçları ortalamalar ve standart sapmalarla birlikte Tablo 4’de sunulmaktadır. İİDİA ölçeğinin alt boyutlarının güvenirlik katsayıları .76 ile .88; KSE’nin alt boyutlarının katsayıları ise, .77 ile .89 arasında değişmekte olup, tüm katsayılar kabul edilebilir sınırlardadır.

 Tablo 4: İşe İlişkin Duyuşsal İyilik Algısı Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri

Güvenilirlik Analizi Sonuçları

ÖLÇEKLER

Alttip

n

Ort.

s.s

C.Alpha

İİDİAÖ

YMYU

144

12,96

4,51

0,88

YMDU

144

14,79

4,19

0,82

DMYU

148

9,11

3,75

0,76

DMDU

148

11,82

4,08

0,77

KSE

ANKSİYETE

145

7,16

6,75

0,86

DEPRESYON

143

9,64

8,07

0,89

OLUMSUZ BENLİK

134

6,53

6,24

0,85

SOMATİZASYON

145

4,64

5,20

0,83

HOSTİLİTE

135

5,59

4,78

0,77

BULGULAR

İİDİAÖ ölçeği ile KSE arasındaki ilişkileri görmek amacıyla, ölçeklere ait alt boyutlar ele alınarak (Toplam, YMYU, YMDU, DMYU, DMDU, Anksiyete, Depresyon, Olumsuz Benlik, Somatizasyon ve Hostilite) korelasyonlar hesaplanmıştır. Tablo 4'de de görülebileceği gibi, tüm korelasyon katsayıları beklenen doğrultularda gerçekleşmiş ve genelde bu tür çalışmalar için yüksek sayılabilecek miktarlarda belirmiştir.

 Tablo 5: İşe İlişkin Duyuşsal İyilik Algısı Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri Altboyutları Arasındaki Korelasyonlar

 

 

 

TOPLAM

YMYU

YMDU

DMYU

DMDU

ANKSİYETE

     -.39**

     -.21*

     -.23*

     .40**

     .52**

DEPRESYON

     -.43**

     -.24*

     -.28**

     .42**

     .53**

OLUMSUZ BENLİK

     -.44**

     -.21*

     -.31**

     .45**

     .54**

SOMATİZASYON

     -.29**

     -.12

     -.10

     .35**

     .43**

HOSTİLİTE

     -.54**

     -.35**

     -.38**

     .52**

     .61**

* p > 0.01.

** p > 0.001.

 İİDİAÖ toplam puanı ile KSE’nin altboyutları arasındaki korelasyonlar tümü ile negatif yönde ve istatistiksel açıdan anlamlı olmakla birlikte, en yüksek korelasyon hostilite semptom grubuyla elde edilmiştir (r= -.54, p > .001); bireylerin hostilite düzeyleri azaldıkça, genel iyi olma durumlarında yükselmeler olmaktadır . Altboyutlar incelendiğinde, YMYU ve YMDU değişkenlerinin tüm semptom gruplarıyla negatif ilişkiler içinde olduğu görülmektedir. Yine hostilite semptom grubu bu iki duygudurumu altboyutuyla en yüksek negatif korelasyonu (YMYU için -.35; YMDU için -.38; p’ler > .001) sergilemektedir. Bu katsayılar içinde anlamlılık düzeyine ulaşmayan iki katsayı da somatizasyon semptom grubuna aittir (YMYU için -.12; YMDU için -.10; p’ler < .01). Olumsuz duygudurumlarını betimleyen DMYU ve DMDU değişkenleri ise, tüm stres semptom gruplarıyla negatif ve anlamlı ilişkiler sergilemiştir. Hostilite semptom grubu değişkeni, yine bu iki duygudurumu boyutuyla en yüksek negatif ilişkiye sahiptir (DMYU için .52; DMDU için .61; p’ler > .001); bireyin hostilite semptomlarındaki artışlarla birlikte genel memnuniyetsizliğini belirten duygulara sahip olma olasılığı da artmaktadır. Korelasyon katsayılarının miktarları DMDU için daha yüksek olarak belirmektedir; bu da akla bireyin yüksek uyarılmışlıkla birlikte (DMYU) gerginliğini dışa yansıtmasının stres düzeyini bir miktar da olsa düşürebileceği olasılığını getirmektedir.

                Korelasyonel analizler iki grup değişken arasındaki bağlantılara ilişkin önemli bilgi sağlamakla birlikte, hangi semptom grup ya da gruplarının katılımcıların duyuşsal algılarını yordamada daha etkili olduğu sorusunun yanıtlanmasında fayda vardır. Yaş, cinsiyet, çalışma biçimi/süresi ve gelir düzeyi değişkenlerinin de kullanıldığı beş ayrı hiyerarşik regresyon analiziyle bu sorunun yanıtı aranmıştır. Regresyon analizleri iki ayrı değişken grubunun (demografik/işe ilişkin değişkenler ve semptom grupları) sırayla regresyon denklemine eklenmesi yoluyla gerçekleştirilmiştir; böylece, özellikle semptom gruplarının açıklanan varyansa katkı miktarlarının da saptanması hedeflenmiştir. Tablo 6’da da görülebileceği gibi, analizlerin sonuçları korelasyonel analizin bulgularıyla tutarlı olarak hostilite semptom grubunun önemini karşımıza çıkarmaktadır. Hem İİDİAÖ toplam puanında, hem de dört altboyutta beklentilere uygun olarak bireylerin hostilite semptomları sergileme düzeyleri belirleyici önemdedir. İİDİAÖ Toplamı, YMYU ve YMDU gibi olumlu duyuşsal iyilik algısı değişkenlerinde

 Tablo 6: İşe İlişkin Duyuşsal İyilik Algısı Değişkenlerinin Hiyerarşik Regresyon Analizleri

 

Toplam

YMYU

YMDU

DMYU

DMDU

 

1.Bas.

2.Bas.

1.Bas.

2.Bas.

1.Bas.

2.Bas.

1.Bas.

2.Bas.

1.Bas.

2.Bas.

Model 1:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cinsiyet

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.15*

Çalışma Biçimi

.35**

.28**

.35**

.31**

 

 

 

 

-.33**

-.24*

Çalışma Yılı

 

 

 

 

.23*

.23*

 

 

 

 

Aylık Gelir Düzeyi

 

.18*

 

.21*

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Model 2:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anksiyete

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Depresyon

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Olumsuz Benlik

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Somatizasyon

 

 

 

 

 

.26*

 

 

 

 

Hostilite

 

-.56***

 

-.51***

 

-.48***

 

.44**

 

.46***

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

R2

.04

.33***

.05*

.16***

.01

.19***

.01

.25***

.08**

.44***

* p > 0.05.

** p > 0.01.

*** p > 0.001.

Not:

Cinsiyet: 1=Erkek; 2= Kadın.

Çalışma Biçimi: 1= Kadrolu; 2= Sözleşmeli.

 bireylerin düşük düzeyde hostilite sergilemeleri belirleyici öneme sahip olarak görünmektedir (Beta’lar, sırasıyla, -.56, -.51 ve -.48; p’ler > .001). Olumsuz duyuşsal iyilik algısı değişkenlerini oluşturan DMYU ve DMDU değişkenleri ise, tam tersine, hostilite düzeyinin yükselmesiyle bağlantılı olarak sergilenen duyuşsal algı durumunu yansıtmaktadırlar (Beta’lar, sırasıyla, .44, p > .01 ve .46, p > .001). Anksiyete, depresyon ve olumsuz benlik semptom gruplarının korelasyonel analizlerde duyuşsal iyilik algısı değişkenleriyle bağlantılı olmalarına karşın, doğrudan bir yordayıcı güce sahip olmadıkları anlaşılmaktadır. Öte yandan, somatizasyon semptomlarının ifadesindeki artışın YMDU değişkenindeki artışları da beraberinde getirdiğine ilişkin bulgu (β= .26, p > .05) ilgi çekicidir. Yukarıdaki korelasyon analizlerinde tutarlı olarak düşük ve kısmen de istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmayan katsayılar üreten tek semptom grubunun somatizasyon olduğu anımsanacaktır. Katılımcıların huzur, hoşnutluk, tatmin gibi duyuşsal algılarının somatize edilen stres belirtileriyle birarada ortaya çıkıyor olması, bu semptom grubunun bir tür ‘koruyucu mekanizma’ olarak kullanıldığını düşündürmektedir; somatizasyonla birlikte birey, gerginliğinin nedensel yüklemesi için çalışma ortamı dışındaki faktörlere (bedensel belirtiler) odaklanarak işiyle olan olumlu bağlantısını (düşük uyarılım düzeyine rağmen) sürdürebilmektedir.

                Genel olarak değerlendirildiğinde, semptom gruplarının regresyon denklemlerine katılmasının açıklanan varyansta önemli ve istatistiksel olarak anlamlı yükselmelere yolaçtığı saptanmıştır (bkz. Tablo 6). Semptom değişkenlerinin eklenmesinin R2 değerlerinde .16 ile .44 (p’ler > .001) arasında değişen miktarlarda artışlara neden olması, bireylerin işlerine ilişkin duyuşsal iyilik algılarının deneyimledikleri stres düzeyleriyle oldukça yakından bağlantılı olduğunu kanıylayan bir başka bulgu olarak görülebilir.

Bu çalışmada doğrudan odaklanılmayan demografik/işe ilişkin değişkenlerin bazılarının hem ayrı bir grup olarak, hem de stres semptom gruplarıyla birlikte belli bir yordama gücü taşıdığı görülmektedir. Bunlardan cinsiyet değişkenin yalnızca DMDU boyutunu yordayabildiği (β= .15, p > .05) saptanmıştır; kadın katılımcıların bezginlik, yorgunluk, can sıkıntısı gibi duyuşsal algıları öne çıkartan duyguları daha sıklıkla belirttikleri anlaşılmaktadır. Kadın ve erkek katılımcı sayıları arasındaki oransızlık bu bulgunun kesinliğine ilişkin bir kuşku uyandırsa da, kadınların iş ve ev yaşamına ilişkin çatışan rollerinin yarattığı genel duygu durumunu doğru yansıtıyor gibi görünmektedir (benzer bir bulgu için, bkz. Bayram, Kuşdil, Aytaç ve Bilgel, 2003). Demografik/işe ilişkin değişkenlerin arasında en ayırdedici olanı ise, çalışma biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. İİDİAÖ Toplam, YMYU ve DMDU değişkenlerinin üçünü de yordayan bu değişken ilginç bir durumu betimlemektedir: sözleşmeli çalışanların kadrolu çalışanlara göre daha yüksek bir genel memnuniyet (İİDİAÖ Toplam) düzeyine sahip oldukları (β= .28, p > .01); yüksek düzeyde YMYU (β= .31, p > .01)  ve düşük düzeyde DMDU (β= -.24, p > .05) belirttikleri anlaşılmaktadır. İlk bakışta beklentilere ters bir durumu yansıtıyor gibi görünen bu bulgular grubu, kadrolu çalışmanın getirdiği güven duygusunun bireysel motivasyon düzeyindeki düşmelere neden olabileceği biçiminde bir açıklamayla desteklenebilir. İşe ilişkin değişkenler arasında bir diğer önemli değişken olarak katılımcıların gelir düzeyi karşımıza çıkmaktadır. Aylık gelir düzeyindeki artışlar genel memnuniyet (İİDİAÖ Toplam) ve YMYU düzeylerinde artışlara (Beta’lar, sırasıyla, .18 ve .21; p’ler > .05) neden olmaktadır. Katılımcıların çalışma yılı süreleri yalnızca YMDU değişkenini yordamaktadır (β= .23, p > .05): katılımcının çalışma yaşamında harcadığı süre arttıkça, huzur, hoşnutluk gibi düşük uyarılım düzeyini vurgulayan olumlu duyuşsal algıları da artmaktadır.

 SONUÇ

                Araştırmamızın örnekleminin özellikle cinsiyet açısından oransız bir dağılıma sahip olmasının getirdiği kısıtlılıklara karşın, elde edilen bulgular İİDİAÖ’nin geçerliğine ilişkin kanıları güçlendirecek niteliktedir. Özellikle stres semptomları ve duyuşsal iyilik algısı boyutları arasındaki bağlantıların tutarlı bir yapı sergilemesi bu yargımızı desteklemektedir. Bireylerin hem kendi kişilik yapıları ya da özelliklerinden, hem de içinde bulundukları çalışma ortamından etkilenmesi olasılığı yüksek olan stres düzeylerinin duyuşsal iyilik algıları üzerindeki etkilerinin yüksek/düşük memnunluk ve yüksek/düşük uyarılım gibi kuramsal eksenlere bağlı olarak anlaşılabilmesi alandaki çalışmalar için önemli bir katkı niteliği taşıyacaktır. Bu araştırmanın bir sonraki aşaması olarak ise, kişilik özellikleri, stres semptomları ve duyuşsal iyilik algısı arasındaki bağlantıların çalışılması düşünülebilir. Bu biçimde genişletilebilecek bir model doğrultusunda bakıldığında, bireyler arasındaki farklılıkların da değerlendirmelere katılmasına olanak yaratılmış olacaktır. Böylece, örneğin örgüt kültürü ve duyuşsal iyilik algıları arasındaki ilişkilerin kişilik tipolojileriyle/özellikleriyle bağlantılı olarak incelenmesi söz konusu olabilecektir. Öte yandan, konunun farklı kültür bağlamlarında ele alınması da olanaklı görünmektedir. Araştırmamızın özellikle hostilite ve somatizasyon semptomlarının baskınlığını vurgulamış olmasının ne denli kültürümüze özgü bir bulgu olduğu konusu ilgi çekici bir soru olarak belirmektedir. Stres semptomolojisinin içerdiği olasılıkların, farklı kültürel bağlamların stres tepkilerindeki benzerliklerin/farklılıkların incelenmesine olanak sağlayacak kadar çeşitliliği içerdiği açıktır. Dolayısıyla da, duyuşsal iyilik algısı modelindeki yüksek/düşük memnunluk ve yüksek/düşük uyarılım eksenlerinin bireyci ve kollektif toplumsal yapılar içinde hangi stres semptomlarıyla birlikte belirdiği konusu rahatlıkla incelenebilir.

 YARARLANILAN KAYNAKLAR

Bayram, N., Kuşdil, M. E., Aytaç, S. ve Bilgel, N. (2003). Üniversite Çalışanlarında İşe İlişkin İyilik Durumu Duygularının (Job Well-Being) Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler İle Araştırılması. VI.Ulusal Ekonometri ve İstatistik Sempozyumu, 28-30 Mayıs. Gazi Üniversitesi, Ankara.

Barutçugil, İ. (2002). Organizasyonlarda Duyguların Yönetimi. İstanbul: Kariyer Yayıncılık.

Derogatis, L.R. ve Cleary, P.A. (1977). Confirmation of Dimensional Structure of the SCL-90: A Study in Construct Validation, Journal of Clinical Psychology, 33,

Katwyk Van P. T., Fox S., Spector P. E. ve Kelloway K. (2000). Using the Job-related Affective Well-Being Scale (JAWS) to Investigate Affective Responses to Work Stressors. Journal of Occupational Health Psychology, 5, 219-230.

Russell, J. A. (1980).  A Circumplex Model Of Affect.  Journal of Personality and Social Psychology, 39, 1161-1178.

Şahin, N.H. ve Durak-Batıgün, A. (1997). Bir Özel Hastahane Sağlık Personelinde İş Doyumu ve Stres. Türk Psikoloji Dergisi, 12 (39), 57-71.

Warr, P. (1987).  Work, unemployment, and mental health.  Oxford: Oxford University Press.

Yetim, Ü. (2001). Toplumdan Bireye Mutluluk Resimleri. İstanbul: Bağlam Yayınları.

 EK 1

 ÖLÇEKTE YER ALAN DUYGULAR VE AİT OLDUKLARI GRUPLAR

Alttip

Maddeler

YMYU

İşim, kendimi neşe dolu hissetmemi sağladı

İşim, bende büyük bir sevinç duygusu uyandırdı

İşim, bende büyük bir coşku duygusu uyandırdı

İşim, kendimi heves dolu hissetmemi sağladı

İşim, bende bir esinlenme duygusu uyandırdı

YMDU

İşim, bende bir huzur duygusu uyandırdı

İşim, bende bir hoşnutluk duygusu uyandırdı

İşim, bende bir memnuniyet duygusu uyandırdı

İşim, bende bir iftihar duygusu uyandırdı

İşim, bende bir tatmin duygusu uyandırdı

DMYU

İşim, bende bir tiksinti duygusu yarattı

İşim, kendimi korkmuş gibi hissetmeme neden oldu

İşim, bende bir hayal kırıklığı duygusu uyandırdı

İşim, kendimi çok kızgın hissetmeme neden oldu

İşim, kendimi tehdit altındaymışım gibi hissetmeme neden oldu

DMDU

İşim, bende bir can sıkıntısı duygusu yarattı

İşim, bende bir kafa karışıklığı duygusu yarattı

İşim, bende bir bunalım duygusu yarattı

İşim, kendimi yorgun hissetmeme neden oldu

İşim, kendimi bezgin hissetmeme neden oldu

Not: YMYU: yüksek memnunluk/yüksek uyarılmışlık; YMDU: yüksek memnunluk/düşük uyarılmışlık; DMYU: düşük memnunluk/yüksek uyarılmışlık; DMDU: düşük memnunluk/düşük uyarılmışlık.

 EK 2

 

Kısa Semptom Envanteri’nDeN ÖRNEK MADDELER

Altboyut

Örnek Maddeler

ANKSİYETE

Hiçbir nedeni olmayan ani korkular

Kontrol edemediğiniz duygu patlamaları

Kafanızın 'bomboş' kalması

Konsantrasyonda (dikkati bir şey üzerinde toplamada) güçlük/zorlanmak

Kendini gergin ve tedirgin hissetmek

 

 

DEPRESYON

Yaşamınıza son verme düşünceleri

Başka insanlarla birlikteyken bile yalnızlık hissetmek

Hüzünlü, kederli hissetmek

Hiçbir şeye ilgi duymamak

Kolayca incinebilme, kırılmak

 

 OLUMSUZ BENLİK

İşleri bitirme konusunda kendini engellenmiş hissetmek

Kendini diğerlerinden daha aşağı görme

Yaptığınız şeyleri tekrar tekrar doğru mu diye kontrol etmek

Başarılarınız için diğerlerinden yeterince takdir görmemek

Suçluluk duyguları

  

SOMATİZASYON

Göğüs (kalp) bölgesinde ağrılar

İştahta bozukluklar

Nefes darlığı, nefessiz kalmak

Sıcak, soğuk basmaları

Bedeninizin bazı bölgelerinde uyuşmalar, karıncalanmalar

 

 HOSTİLİTE

Başınıza gelen sıkıntılardan dolayı başkalarının suçlu olduğu duygusu

Çok kolayca kızıp öfkelenme

İnsanların çoğuna güvenilemeyeceği hissi

Birini dövme, ona zarar verme, yaralama isteği

Bir şeyleri kırma, dökme isteği

64148 kez görüldü, 4 kez indirildi.

<< --
 
EBSCO
PROQUEST
CABELLS DIRECTORY
INDEX COPERNICUS
SOCIOLOGICAL ABSTRACTS
ASOS Akademia Sosyal Bilimler Index
Üye Girişi
DUYURULAR/HABERLER
Dergide yayınlanan yazılardaki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazarlarına aittir.
Ampirik veriler, değerlendirme sürecinde hakem veya hakemler tarafından talep edilirse, yazar veya yazarlar ilgili verileri paylaşırlar.
Bu verilerin bir başka çalışmada kullanılmaması esastır.
© 2000 - 2024 İş,Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi