Yıl: 2000/ Cilt: 2 Sayı: 1 Sıra: 1 / No: 80 /     DOI:

Yeni Teknolojiler ve Değişen Endüstri İlişkileri
Prof.Dr. Aysen TOKOL
Uludağ Üniversitesi - İ.İ.B.F. - Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

Teknoloji, bir sanayi dalıyla ilgili üretim yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgi olarak tanımlanabilir. Teknoloji, üretimle ilgili bilginin gerçek hayatta kullanılmasını ifade eden tekniklerin bütününü oluşturmaktadır. Ayrıca insanın bilgisini çeşitli araç ve gereçlerin oluşumunda devreye sokması ve insanın maddi çevresini değiştirmek ve denetlemek amacı da teknoloji tanımında yer almaktadır. Teknoloji bilgi birikiminin pratik hayatta yaygın biçimde uygulanması anlamı taşımaktadır. Teknolojik gelişme, üretim ile ilgili yöntemleri, kullanılan araç gereç ve aletleri kapsayan bilgideki gelişmeyi ifade etmektedir (Balcı,1995,78).

"Yeni teknolojiler ise teknolojik değişimin günümüzde ulaştığı son aşamadır. Teknolojik gelişme, ekonomik ve toplumsal yapıdaki değişim ve etkileşimlerle sanayileşmeye, sanayileşmeden de içinde bulunduğumuz yeni teknoloji aşamasına ulaşmıştır. Bu anlamda teknolojik değişim, var olan değişim sürecinin bir parçasıdır. Bu değişim sürecinde teknik yeniliklerin, ekonomik gelişmeyle toplumsal ve kurumsal değişikliklerle karşılıklı bağımlılıkları söz konusudur" (Erdut, 1998,1)

"200 yıl önce İngiltere ve bazı Batı Avrupa ülkelerinde, buharlı makina ve bu makinaların kullanıldığı dokuma tezgahları, kol gücü dönemini kapsayan ve makinalaşma dönemine geçilmesini sağlayan yeni teknolojinin simgesi olmuştur. XIX. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başlarında Fransa, Almanya ve İsveç gibi bazı Batı Avrupa ülkelerinde ve ABD'de kimyasal ürünleri geliştirerek, elektriği yaygınlaştırarak ekonomik büyümeyi sağlayan yeni teknolojiler teknolojik gelişmede yeni bir aşamayı oluşturmuşlardır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra ise teknolojik gelişmeler yeni bir ivme kazanmıştır. 1920'lerden sonra uygulanmaya başlayan, yarı otomatik montaj hattına dayanan Fordizm adını taşıyan üretim süreci yerini otomasyona bırakmıştır. Çelik, petro-kimya gibi ağır sanayilerde otomatik üretim işlemleri geliştirilmiştir.

Günümüzde ise bilimsel veya teknolojik devrim veya teknolojik patlama adı verilen tüm ekonomik alanları, üretimin organizasyonunu, dağıtımını ve yaratılan gelirin paylaşımını doğrudan etkileyen yeni teknolojiler dönemi ortaya çıkmıştır. Son teknolojik gelişmeler emek yoğun makineleşme dönemini geride bırakarak sermaye yoğun makineleşme sistemleri dönemini başlatmıştır. Makine sistemleri bir üretim sürecinde birbirini tamamlayan makinaların organik olarak birleşmesini ifade etmekte, bu sistemde üretimde enformasyon akışı, eşgüdüm ve işbölümü en üst düzeyde bilimsel yöntemlerle yapılmaktadır" (Petrol-İş, 1990,409).

Günümüzde yeni teknolojiler bilgi teknolojisi, bio-teknoloji, materyal teknolojisi, uzay teknolojisi ve nükleer teknoloji şeklinde sıralanabilir. Bunlar içinde kullanımı ve etkinliği en fazla olanı bilgi teknolojisi olarak görünmektedir (ILO,1996,19). "Bilgi teknolojisi, bilgisayar, mikroelektronik ve telekomünikasyon teknolojilerini birlikte ifade etmektedir. Önceleri birbirinden ayrı olarak gelişen bu üç teknoloji elektronik teknolojideki gelişmenin etkisi ile tek bir akım halinde birleşmiştir. Bilgi teknolojisi bilginin toplanması, işlenmesi, saklanması, gerekli olduğunda çağrılması ve iletilmesinde köklü yenilikler sunan bir teknolojidir. Bilgi teknolojisi, hızlı bir şekilde sektörler arasında yaygınlaşan, ürün ve üretim süreci yeniliklerini içeren, işletmede maliyetlerin azalmasına ve verimliliğin artmasına yol açan, ulusal ve uluslararası piyasalarda rekabet üstünlüğü sağlayan yeni bir teknoloji sistemi olarak ortaya çıkmaktadır" .

"Teknolojik değişme, ekonomik gelişme ile sosyal-kurumsal değişimle bağımlı olduğundan bilgi teknolojisinin etkileri ekonomik ve sosyal koşullardan ayrı değerlendirilememekte, ekonomik ve sosyal yapıdaki değişim de yeni teknolojilerle uyumlu olarak meydana gelmektedir". Bu anlamda yeni teknolojiler endüstri ilişkilerini etkilemektedir (Erdut,1998,5,148). Bu etkileşim endüstri ilişkilerini oluşturan faktörlerin rollerinde ve nitelik yapılarında olduğu kadar sistemin yapısında da köklü bir değişimi getirmektedir (Şenkal, 1999,55).

Yeni Teknolojilerin Üretim ve Organizasyon Modelleri Üzerine Etkileri

Sanayileşmiş ülkelerde yeni teknolojilerin üretim ve organizasyon modellerini etkilediği Fordist ve Taylorist yaklaşımların önemini yitirdiği ileri sürülmektedir. Bilindiği gibi Fordist üretim, hareketli montaj hattı sayesinde belirli ürünler için özel olarak hazırlanmış makinelerle, kitle, standart ve fiyat rekabetine dayalı üretimi ifade etmektedir. Hareketli montaj hattı Fordist üretimde endüstriyel organizasyonla, işletme organizasyonunu belirgin biçimde etkilemiştir. Buna göre, kitle üretimi yapan endüstriler geniş bir alana yönelmiş, dikey bütünleşme (işletmenin hammaddenin hazırlanmasından, üretim ve pazarlama aşamasına kadar olan bütün işlevleri bünyesinde toplaması) artmıştır. Montaj hattı ayrıca ileri teknik işbölümünün temelini oluşturmuştur. Fordist üretimde işler Taylorist ilkelerle gelişen bilimsel yönetim yaklaşımına göre biçimlenmiştir. Bu modelde üretim sürecinin tüm aşamalarını kapsayacak bir plan esas alınmış, bu planda iş sistematik olarak alt bölümlere ayrılmış, bu bölümler de ayrıntılı şekilde tanımlanmıştır. Planda katı bir işbölümüne tabi tutulan işçilerin hareketleri verimliliği en üst düzeye çıkaracak biçimde sınırlanmış ve zamanlaması yapılarak en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmıştır. Böylece kitle üretimi, görevler ve pozisyonlar (yatay işbölümü) ile planlama ve kontrol gibi işlevleri kapsayan hiyerarşik yapılanmanın (dikey işbölümü) ileri derecede farklılaşmasına neden ol-muştur. İşbölümü ve uzmanlaşma işin niteliksiz ve yarı nitelikli işgücü tarafından yapılmasına olanak tanımış, nitelikli işgücüne olan bağımlılık azalmıştır (Erdut,1998, 42-43).

Fordist sistemde niteliksiz işçi ile makine arasında sabit bir ilişkinin kurulduğu hareketli montaj hattı farklı ritm ve farklı işlemleri koordine ederek çıktının standartlaştırılmasına olanak tanımış, bu da kitle üretimin teknik koşullarını sağlamıştır. Bu nedenle büyük ölçüde üretim yapan işletmeler temel birimleri oluşturmuştur. Fordist üretimde işçi başına üretimin ayrıntılı işbölümü ve standart mal üretimi ile arttırılması amaçlanmıştır. Verimlilik artışı organizasyon yapısı ile de pekiştirilmeye çalışılmış, dikey haberleşme, merkezi denetim ve kontrol esasına oturtulmuştur. Böylece karar alma tamamen atölyelerin dışına taşınmış, işçinin üretim üzerindeki kontrolü yok edilmeye çalışılmıştır. Ayrıntılı işbölümünün dayandığı, işçi tarafından işin basit tekrarlara in-dirilmesiyle hız ve verimlilik artışı sağlamak ve işçinin üretim sürecinde kontrolünü azaltmak amacı işin niteliksizleştirilmesine de beraberinde getirmiştir. İşçinin işten ve karar alma sürecinden koparılması yüksek ücretle telafi edilmeye çalışılmış ise de iş motivasyonunun azalması engellenememiştir (Yentürk,1995,803).

Yeni teknolojilerin üretim sürecine uygulanması üretim sürecinin esnekleşmesine neden olmuştur. Teknolojik değişim sonucunda değişen rekabet koşullarına uyum sağlama gereği, esnek üretime geçmeyi ve işgücü istihdamında esnekliği beraberinde getirmiştir (Erdut,1998,27).

Esnek üretim, birbiriyle rekabet eden ancak uzmanlık ve üretim bilgisi alışverişinde bulunan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin üretim tarzıdır. Esnek üretimde, modül üretimi kullanılarak, genel amaçlı makinelerle ürün farklılaştırılması yapılabilmekte, aynı makinelerle farklı mallar üretilerek değişen talebe uyum sağlanabilmektedir. Rekabette de fiyat yerine kalite ön plana geçmektedir (Tuna, 1997,52).

Geleneksel Taylorist Fordist organizasyon modeli yalın üretime özgü eşzamanlı mühendislik, tam zamanında üretim, toplam kalite kontrolü, sürekli gelişme, ekip çalışması, arz zincirinin bütünleştirilmesi ve işbirliği gibi çalışma sistemleri karşısında önemli değişiklikler geçirmektedir. Bu doğrultuda yaratıcılığa dayalı ve katılımcı ilişkiler içeren yeni organizasyon modelleri geliştirilmiştir. Esneklik ve verimliliğin birlikte gerçekleştirilmeye çalışıldığı bu modellerde işletmede yatay örgütlenme ve hiyerarşik düzey sayısının en aza indirilmesi, birimler arasında çok yönlü bağlantıların kurulması gibi düzenlemeler yer almaktadır.

Üretimde etkinliğin arttırılması ile ilgili yeni düzenlemeler yatay ve dikey işbölümünde köklü değişiklere yol açmaktadır. Yatay işbölümünde en önemli değişiklik işin bütünleşmesidir. Fordist- Taylorist modelde işin hazırlanması, malzeme yönetimi, kalite kontrol ve bakım gibi işlevler doğrudan üretim işlevinden bağımsızdır. Bu durum ürün kalitesi, işten memnuniyet gibi konularda sorunlar çıkmasına ve işin organizasyonunda katı bir yapılanmaya neden olmuştur. Yeni modelde işçinin yaptığı işlerin sayısının artması, yatay iş entegrasyonu (işin genişlemesi), işçinin değişik nitelik taşıyan işler yapması, yürütme işlevine planlama, organizasyon ve denetimde eklemek suretiyle dikey düzeyde karar alma yetkisinin arttırılması (işin zenginleştirilmesi) bekleme nedeniyle iş yapmadan geçen zamanının azaltılmasına, işçinin zihinsel ve bedensel yeteneklerinin kullanılmasına yol açmaktadır. İnsan kaynaklarının geliştiril-mesi yaklaşımı çerçevesinde işçi ile işverenler arasında daha iyi ilişkilerin kurulması sayesinde işe devamsızlık ve grevlerin azaltılması amaçlanmaktadır.

Taylorizm-Fordizm ve Alternatifi

Taylorist-Fordist Modelin unsurları

Fonksiyonel Alternatifi

Standart üretim

Ürün farklılaşması

Fiyat rekabeti

Kalite rekabeti

Hareketli Montaj hattı

Modül üretimi

Tek amaçlı makineler

Genel amaçlı makineler

Vasıfsız İşçiler

Vasıflı işçiler

Düşük iş motivasyonu

Yüksek iş motivasyonu

Çatışmacı iş ilişkileri

İşbirliğine dayanan ilişkiler

Hiyerarşik yönetim

Katılımcı yönetim
Dışarıdan kontrol İçeriden kendi kendine kontrol
Yatay işbölümü Yatay iş entegrasyonu
İşçileri işyerine bağlama Rotasyon
Makine temposuna uygunluk Montaj hattından bağımsızlık
Bireysel çalışma Grup çalışması

Bozkurt,1997,37.

Yatay işbölümünde diğer değişiklik denetim biçimlerinin ortaya çıkmasıdır. İşin kısa aralıklarla mekanik kontrolü azaltılmış, bilgisayarlı bilgi kontrol sistemleri sayesinde aynı işletme içindeki atölyeler arasında rekabet ve karşılaştırma gibi çeşitli denetim mekanizmaları oluşturulmuştur. Ayrıca grup çalışmaları önem kazanmıştır. Nitelikli işçilerden oluşan gruplarda iş tanımları gruplar esas alınarak yapılmaktadır. Grup üyelerinin yatay işbölümü ve görev alanları geniş olup, dikey işbölümüne göre farklı işlerde çalıştırılması (iş rotasyonu) söz konusudur. Grup kalite denetimi de dahil işten bütün olarak sorumludur. Bu çalışma yöntemine uygun yeni ücret sistemleri de oluşturulmaktadır.

Dikey işbölümünde değişiklik daha sınırlı kalmakta, işlevler arasında eşgüdüm ve denetim işlevlerinin en alt düzeye indirilmesi, planlama, kalite denetimi gibi işlevlerin işyerine yakınlaştırılması, işletmede yeniliklerin planlanması, organizasyonu ve uygulanması sürecinin işletmenin alt kademelerinde çalışanların görüş ve önerilerine açık hale getirilmesi amaçlanmaktadır.

Yalın üretim modeli işçilerin daha iyi kullanımı ile elde edilecek olan kalite, verimlilik ve esneklik artışını sağlama arayışı içindedir. Sorumluluk ve karar verme yönetim yapısından işçilere ve işçilerin oluşturduğu ekiplere aktarılmakta, işçiden beklenti artmaktadır. Ancak yalın üretimde çalışma sistemleri işçilerin bireysel çabalarına dayanmakta, iş hızı artmakta bu nedenle daha fazla strese neden olmaktadır Ayrıca yalın üretimde işçilere işlerindeki performansları ile ilgili olana tanınan karar verme alanı daha dar tutulmaktadır.

Yeni teknolojilerin üretim sürecine yaptığı etki ve işverenlerin uyguladıkları yönetim stratejileri sonuçta daha sonra değineceğimiz iş ilişkilerinin esnekleşmesine ve ademi merkezileşmeye neden olmaktadır (Erdut,1998,44-50,64).

Yeni Teknolojilerin Sektörler Üzerine Etkileri

Yeni teknolojilerin sektörler üzerine etkisi tüm sektörlerde aynı olmamaktadır. Kısa dönemde yeni teknolojilerden en fazla etkilenen sektör hizmetler sektörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni teknolojilerin yayılma sürecini ekonomik, sosyo-politik ve kurumsal birçok faktör etkilemektedir. Sermaye yoğunluğunun yüksek olduğu veya büyük çaplı bir değişimle yeniden yapılanmanın gerektiği, ürün tasarımında temel değişikliklerin zorunlu olduğu sektörlerde ve verimliliğin yüksek olduğu sektörlerde yeni teknolojilerin yayılması nispi olarak yavaş olmaktadır. Hizmetler sektöründe ise imalat ve tarım sektörüne oranla sermaye yoğunluğunun daha az, verimliliğin düşük ve işgücü maliyetinin yüksek olması yeni teknolojilerden daha fazla yararlanılmasına yol açmaktadır (Erdut,1998,8).

Yeni teknolojiler ile hizmet sektörünün önemi artmakta, hizmet sektörü değişim yaşamakta, anlam ve kapsam olarak değişmekte ve zenginleşmektedir (Koray, 1994,31). Hizmet sektörü adı altında toplanan çeşitli işlevler birbirlerinden fonksiyonlarına göre ayrılarak, dağıtım hizmetleri, üretici hizmetler, sosyal hizmetler, kişisel hizmetler olarak gruplanabilmektedir. Dağıtım hizmetleri; ulaşım, haberleşme, toptan ticaret ve perakende ticareti içermektedir. Üretici hizmetler; bankacılık, sigortacılık, mühendislik, hukuk, emlak işlerini kapsamaktadır. Sosyal hizmetler; sağlık, eğitim, posta ve hükümet hizmetlerini içermekte, buna karşılık kişisel hizmetler ev hizmetleri, gıda hizmetleri, spor, onarım, eğlence hizmetleri gibi hizmetleri kapsamaktadır (Erbesler,1987,22).

Bilgi teknolojisi kullanımının artması hizmet sektörünün endüstriyel üretimdeki ağırlığını arttırmaktadır. Bilgisayar destekli tasarım ve bilgisayar destekli üretim devreye girmekte, üretimde sayısal kontrollü makineler ve robot kullanımı artmaktadır. Bunun sonucunda üretim süreci hizmet sektörü ile bütünleşmektedir (Koray,1994,31). Sanayi üretimi ile hizmetler fonksiyonları verimlilik kapasitelerini arttırıcı ve birbirlerini tamamlayıcı biçimde iç içe örgütlenmektedirler (Erbesler, 1987, 22).

Ekonominin çeşitli sektörlerinde uygulamaya konulan yeni teknolojilerin kısa dönemde en önemli etkisi istihdam üzerinde görülmekte, bilgi teknolojisi istihdamın sektörel dağılımı ile daha sonra değineceğimiz mesleki yapısını değiştirmektedir. Diğer ekonomik faktörler yanında bilgi teknolojilerinin istihdamın sektörel dağılımının hizmet sektörü lehine değiştirdiği görülmektedir. ABD'de imalat sektöründeki istihdam hızlı bir biçimde azalırken, hizmet sektöründe istihdam büyük bir artış kaydetmiştir. Japonya'da hizmet sektörü istihdamında artış, ABD kadar keskin olmasada imalat sanayi istihdamında gerileme ortaya çıkmıştır. AB ülkelerinin bir bölümünde ABD, bir bölümünde Japonya'ya benzer eğilimler görülmektedir (Erdut,1998,10; Bozkurt, 1997, 102-105). Örneğin ABD gibi imalat sanayi istihdamının hızlı bir biçimde azaldığı İngiltere'de 1965 yılında İşgücünün %32'si imalat sanayinde iken bu oran 1997'de %18'e inmiştir. Buna karşılık 1979 yılında işgücünün %58'i hizmet sektöründe iken, 1997'de oran %75 olmuştur. Buna göre 1998'lerde İngiltere'de her dört kişiden üçü hizmet sektöründe çalışmaktadır (Sezal,1999,24).

Yeni Teknolojilerin İşin ve İşgücünün Niteliği Üzerine Etkileri

Yeni teknolojilerin işin niteliği üzerine etkisi konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Birinci görüşe göre, yeni teknolojiler işlerin nitelik kaybına ve işler arasında kutuplaşmaya yol açmaktadır. İkinci görüşe göre, yeni teknolojiler önce işlerde bir nitelik kaybına yol açmakta daha sonra işlerin niteliğinde yükselme meydana gelmektedir. Üçüncü görüş ise sosyo-teknik seçimin önemi üzerinde durmaktadır. Buna göre teknolojik değişimin işin niteliği üzerindeki etkileri karmaşıktır. Bu nedenle teknolojik değişiklikler tek başına işin niteliğini belirlemede yeterli olmamakta, daha çok işletmede karar vericilerin uygulayacakları stratejilerin sonuçlarına bağlı bulunmaktadır (Koray, 1994, 35-36).

Yeni teknolojinin işgücünün niteliği üzerine etkisi konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır (Ansal,1996,122). Bu konudaki tartışmalar XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanmaktadır (Bensghir,1996,264). Bir görüş işgücünün teknolojik gelişme ile vasıf kazandığını veya yeniden vasıflandığını belirtmektedir. Diğer görüş ise yeni teknolojilerin işgücü başına düşen vasıf gereksinimini azalttığını ve gerçekte emeği ikame etmek ve sermayenin vasıflı emeğe bağlılığını ortadan kaldırmak üzere üretim süreçlerine adapte edildiğini ileri sürmektedir (Ansal, 1996, 122).

Genel bir yaklaşım ile yeni teknolojiler belli bir vasıf düzeyi gerektirirken üst düzeyde vasıflı olmayı klasik anlamdakine göre düşürmekte, ayrıca yeni tür vasıflı işgücüne gereksinim ortaya çıkmaktadır. İşgücünün niteliğindeki genel eğilimler üç ana yönde belirlenebilmektedir. İlk eğilim yüksek vasfa doğru olup, bunlar tasarım, program ve analiz, üretim ve bakımda yeni teknoloji destekleri, teşhis ve yönlendirme gibi işlerdir. İkinci eğilim geniş bir alana doğru olup, bunlar robotların bakımı, elektrik, makine mühendisliği, belirleme ve sistem analistliği gibi işlerdir. Bir diğer eğilim ise esnekliğin arttırılmasına yöneliktir. Bu eğilimdeki işlerde, üretim ve diğer bağlı işlemlerin yapılışı bütünleştirilerek, istihdam azaltılıp, yapılan işler basitleştirildiğinden, işçi eki-binin farklı işler yapabilecek şekilde esnekliğe kavuşturulması gerekmektedir. Bu durumda fonksiyonel esneklik karşımıza çıkmaktadır (Petrol-İş, 1990,435).

Yeni teknolojilerin işgücü üzerine etkileri endüstrilere, işletmelere ve ülkelere göre farklı olabilmektedir (Bensghir,1996,265). Örneğin cam işkolunda nitelikli işgücüne gereksinim duyulurken, basın-yayın işkolunda nispeten niteliği düşük işgücü kullanılmakta, kimya işkolunda ise üretim sürecini tümü ile üstlenebilecek küçük işçi ekibine gereksinim duyulmaktadır.

Yeni teknolojiler vasıflı işçi yerine mikroelektronik kontrolü getirmiş, üretimde parçaları bütünleme işini kolaylaştırıp, uyumlu işlemlere dönüştürerek vasıflı işgücü gereksinimini azaltmıştır. Operatör tarafından müdahale edilmesi gereken birçok sanayi işlemleri otomatik kontrol sistemi tarafından yerine getirilmektedir. Mikroelektroniğin programlanabilme özelliği kullanılarak vasıflı işçilerin çoğu için programlar oluşturulmakta ve geniş biçimde uygulanmaktadır. Mikroelektronik teknolojilerin güvenirliliklerinin fazla, bakımlarının kolay olması bakım onarım hizmetlerinde vasıf düzeyini düşürmektedir. Karar alma ve yönetim mekanizmalarında yüksek vasıfta işgücüne gereksinim duyulmaktadır. Büro, işlemleri, muhasebecilik, bankacılık, bilgisayar operatörlüğü gibi işlerde vasıflı işler yeni teknolojiler tarafından yerine getirildiklerinden bu alanlarda nitelikli işgücüne gereksinim kalmamıştır. Buna karşılık yeni özelliklere sahip vasıflı işgücüne gereksinim duyulmaktadır. Yeni uygulamaların geliştirilmesi için sistem analistleri ve programcılar, mikroelektroniklerin bakım ve test işlemleri için yeni nitelikli işçiler, artan iletişim akışının örgütlerde kullanılabilir olmasını sağlayabilecek yönetici uzmanlar, yüksek düzeyde analiz, tasarım ve program yapanlara gereksinim duyulmaktadır (Petrol-İş, 1990,435).

Yeni teknolojilerin mesleki yapı üzerindeki etkisi ile ilgili geleneksel yaklaşımlarda tarım ve imalat sanayindeki işler ortadan kal-karken, hizmetler sektöründeki işlerin gelişeceği kabul edilmiştir. Yeni teknolojilerle birlikte bilgiye dayalı mesleklerin oranı artacak, yönetici, uzman ve teknik kadrolar önem kazanacaktır. ABD'de bilgi toplumuna geçiş eski mesleklerin yerine yerilerinin ikame edilmesi, Japonya'da gereksinim duyulan yeni meslekler gelişirken öncekilerin yeniden tanımlanması şeklinde gerçekleştirilmektedir. Almanya ve Fransa her iki modelinde özelliklerini taşımakta, Bu ülkeler uzman yönetici grubundaki mesleklerin artması nedeni ile ABD modeline, el işçisi/operatör grubundaki mesleklerdeki yavaş gerileme ile Japon modeline yaklaşmaktadır (Erdut,1998,119).

1986 yılında Leontief ve Duchin 1963-2000 yılları arasında ABD ekonomisinde input-output modelini kullanarak mikroelektroniğin istihdam üzerine etkilerini araştırdığı çalışmada, büro işçileri ile şeflerde büyük oranda azalma, profesyonellerin oranında hızlı bir artış olacağı belirtilmiştir (Castell, 1999, 263).

Yeni teknolojinin gerektirdiği niteliklere sahip olmayanların işgücü piyasası dışında kalmak veya gelir düzeyi düşük ve istihdam güvencesi olmayan işlerde geçici olarak çalışmak arasında seçim yapmaları zorunluluğu doğmaktadır. Bu durumdan en fazla hizmet sektöründe niteliksiz işlerde çalışan kadınlar, gençler, yaşlılar ve azınlıklar etkilenmektedirler (Erdut,1998,11).

Yeni teknolojilere bağlı olarak mesleki yapının değişmesi karşısında işgücü eğitimi önemli bir sorun olarak gündeme gelmektedir. Yeni teknolojiler, makro düzeyde, mesleki ve teknik eğitimin teknolojik gelişmelere uygun bir nitelik taşımasını ve işten çıkarılanların yeniden eğitimini gerekli kılmaktadır. İstihdam öncesi eğitim ile istihdamın talep ettiği vasıflar arasında çatışmayı ortadan kaldırmak amacı ile mesleki ve teknik eğitim programlarının endüstri ve teknoloji dikkate alınarak içeriğinin belirlenmesi, endüstri ve teknoloji sürekli değiştiği için endüstri ile işbirliği yapılarak eğitim programlarının sürekli yenilenmesi ve bilim ve teknoloji ağırlıklı eğitim yapılması önem taşımaktadır. Yeni teknolojilerin işsizliğe yol açması karşısında ise yeni teknoloji nedeni ile mesleği değerini yitirmiş olan vasıflı işçilerin, başka meslek ve sanat kollarında istihdam edilmelerini sağlamak amacıyla yeni bir meslek ve sanatta eğitimine tabi tutulmaları gerekmektedir. Mikro düzeyde ise işletme açısından yeni teknolojiler hem işçilerin hem yöneticilerin değişen teknolojiye uyum sağlamalarında sorun oluştur-maktadır. Zira işçilerin ve yöneticilerin sahip oldukları vasıfla teknolojik değişmeye uyum sağlayamamaları ve verimlerinin azalması işçilerin kendi iş ve mesleklerinde yeniden eğitilmelerini zorunlu hale getirmektedir (Demirbilek, 1996,174-175).

Yeni Teknolojilerin İstihdam Üzerine Etkileri

Yeni teknolojilerin istihdam üzerine etkileri konusunda üç farklı görüş bulunmaktadır. Yeni teknolojilerin istihdam üzerinde olumlu etki göstereceğini düşünen ve iyimserler olarak nitelendirilebilecek düşünürler bilgi teknolojisinin istihdamı arttıracağı ve çalışma hayatının kalitesini geliştireceği görüşündedirler. İyimserlere göre, yüksek teknoloji kullanan Japonya gibi ülkelerde işsizlik oranının diğer ülkelere oranla düşük olması, görüşlerini desteklemesi bakımından önem taşımaktadır. İyimserlere göre, yeni teknolojinin kullanılması değil kullanılmaması işsizliğe yol açacaktır. İngiltere ve diğer ülkelerde görülen işsizliğin nedeni emekten tasarruf eden ancak verimliliği ve rekabet gücünü arttıran yeni tekniklerin yayılması olmayıp, tam tersine bu konuda diğer ülkelerden geri kalınarak pazar kaybına uğranmış olmasıdır. Bu görüşü savunanlara göre yeni teknolojiler işsizliğe yol açsa da yeni teknolojilerin ortaya çıkaracağı verimlilik ve refah artışı yanında bunların fiyat veya talep üzerinde gerçekleşmesi beklenen olumlu etkileri ve yeni ürünler, yeni pazarlar, yeni endüstriler yeni istihdam olanakları yaratacaktır.

Bazı yazarlar ise yeni teknolojilerin işsizliğe yol açacağını görüşündedirler. Bu görüşü benimseyenler emeğin yerine makinanın ikame edilmesinin işsizliği arttıracağını belirtmektedirler. Ayrıca bu yazarlar bilgi işlem teknolojisinin maliyeti hızla azalırken, emek maliyetinin artmaya devam etmesinin bu eğilimi sürdürmesinden endişe etmektedirler.

Bazı araştırmacılar ise iki görüşü dengelemeye çalışmaktadırlar. Bunlara göre, gelişmenin etkisi bu gelişmeden yararlanan insanların onu kullanış amaç ve tarzına bağlı olmaktadır. Bu nedenle teknolojinin mutlaka bir yönde etki göstereceğini ifade etmek doğru olmayacaktır. İki görüşü dengelemeye çalışanların görüşlerine göre, yeni teknolojiler istihdamı miktar ve yapı olarak etkilemekle birlikte teknolojik değişme ile istihdam arasında doğrudan ilişki kurmak kolay değildir. İlişki karmaşık ve dinamik olup, toplumsal ve ekonomik birçok değişkene bağlı bulunmaktadır. Araştırmacılar bir taraftan yeni teknoloji ve yayılma hızının diğer taraftan yeni teknolojilerin uygulanması sonucunda ortaya çıkan yapısal değişikliklere karşı ekonominin uyum sağlama yeteneğinin dikkate alınması gerektiği görüşündedirler (Balcı,1995,79-81).

ILO'nun yeni teknolojiler üzerine gerçekleştirdiği bir dizi araş-tırmanın sonuçlarına göre yeni teknolojilerin istihdam seviyesi üzerine etkisi kısa dönemde ele alınırsa olumsuzdur. Ancak uzun dönemde mal ve hizmetlerin kalitesinin artması, maliyetlerin azalması, yeni ürünler ve endüstriler yaratma, yeni teknoloji alanında yapılacak yatırımlar aracılığıyla ekonomik gelişmeyi teşvik etmek gibi nedenlerle bu etki olumlu olacaktır. Bu durumda yeni teknolojinin ortaya çıkardığı iş kayıpları uzun dönemde ortadan kalkacaktır.

Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu'nun mikroelektroniğin istihdam seviyesi üzerine etkileri konusundaki raporuna göre, mikroelektroniğin istihdam üzerine etkisi dolaylı bir etkidir. Rapora göre, mikroelektroniğin etkisi farklılık göstermektedir. Bu durum büyük ölçüde uygulanan tekniklerin, ekonomik, sosyal çevrenin ve var olan standartların birbirlerinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır.

Japon Çalışma Bakanlığı'nın hazırladığı bir raporda mikroelektroniğin otomotiv sektörüne girişi ile istihdamda azalma olmadığı belirtilmiştir (Tokol,1986,49 ).

ABD'de Flynn 1940-1982 yılları arasında proses yeniliklerinin istihdama etkisi ile ilgili 200 örnek çalışmayı analiz etmiş, bu analiz sonucunda proses yeniliklerinin endüstri ve işletmelerin özel durumlarına göre etkilerinin değiştiğini belirlemiştir. Levy'nin ABD'de teknolojinin etkileri ile ilgili olarak 5 endüstride yaptığı araştırmada kömür, demir, alüminyumda teknolojik yeniliklerin verimliliği arttırdığını ve daha yüksek istihdam seviyesine neden olduğunu, buna karşılık çelik ve otomotivde verimlilik ve istihdamın düştüğünü belirlemiştir.

Young ve Lawson'un ABD'de üretim ve istihdam üzerine teknolojinin etkileri ile ilgili 1972-1984 yılları arasında 79 endüstriden 44'ü kapsayan çalışmasında yeni teknolojinin işgücü tasarruf etkilerinin artan taleple telafi edildiği belirlenmiştir. Watanable tarafından Japonya, ABD, Fransa, İtalya'da robotların otomotiv endüstrisine etkileri ile ilgili olarak yürütülen bir çalışmada toplam iş kaybının %2 ile %3.5 arasında olduğu belirlenmiştir. Ancak Japonya'da işçinin yeniden eğitimi ve rekabete hazırlık nedeni ile istihdamda artış sağlanmıştır (Castell, 1999, 258,263).

Yeni Teknolojilerin İstihdam Şekilleri ve Bireysel İş Hukuku Üzerine Etkileri

Kitle üretimine ve standartlaştırmaya dayanan endüstri toplumunun çözülmesi yerine farklı teknolojilere ve standartlıktan uzak çeşitliliğe ve esnek üretim biçimine dayanan bilgi toplumunun gelmesi istihdam şekillerindeki standartlaşmayı da bozmuştur. Standartlaşmanın bozulmasına paralel olarak standart dışı veya atipik olarak bilinen başta part-time çalışma olmak üzere esnek zaman, evde çalışma, yoğun çalışma, belirli süreli çalışma, alt işveren gibi daha sonra ayrıntılı biçimde belirtilecek olan çok sayıda istihdam şekli hızlı bir artış göstermiştir (Bozkurt, 1997, 108-109).

Halen geleneksel işçi ve işyeri kavramının önemi devam etmekte ise de yeni teknolojiler emek sahibinin işyeri dışında da hizmet sözleşmesi ilişkisi sürdürmesine olanak vermektedir. Evde çalışma veya tele çalışma gibi istihdam şekilleri işyerinde işin yapılması ile ilgili ilkenin önemini kaybetmesine yol açmaktadır. Ayrıca yeni teknolojiler sonucu verimliliğin artması iş sürelerinin kısaltılmasına neden olmaktadır. Yoğun sermaye yatırımları atipik çalışma şekillerinden geçici çalışma ve alt işveren uygulamasını teşvik etmektedir. Belli saatlerde çalışacak işçilerle, farklı vasıftaki işçilere gereksinim duyulması part-time veya belirli süreli hizmet sözleşmelerini gündeme getirmekte, bu konuda uzmanlaşmış bir firmadan işçileri ödünç alma uygulanmalarını teşvik etmektedir. Yeni teknolojilerin part-time çalışmayı arttırması kadın işgücü istihdamında önemli rol oynamaktadır. Yeni teknolojilerin sağladığı olanaklar kadınların ağır iş koşullarına karşı korunması gereksinimini azaltmaktadır. Yeni teknolojilerin neden olduğu işsizlik belirli dönemlerde kısa süreli çalışmayı gündeme getirmekte, kriz dönemlerinde işçiler ücretlerinde azalmayı istihdam güvencesine karşı kabul etmektedirler. (Kutal,1996,364-367)

Bilgi teknolojilerinin iş ortamında kullanılmasıyla çalışanların üstlendikleri roller değişime uğraması ve niteliklerin yeniden tanımlanması ücretlerin tespitini de karmaşık hale getirmektedir (Bensghir,1996, 266).

Yeni Teknolojilerin Sendikalar ve Toplu Pazarlık Üzerine Etkileri

Esnek üretim sistemlerinin vasıfsız işgücüne talebi azaltması, yüksek vasıflı işgücüne talebi arttırması sendikalaşma açısından olumsuzluklar içermektedir. Üretim tasarımı ve uygulamanın bütünleşmesi sonucu işgücünün geniş bir mesleki kalifikasyona sahip olması ve çok çeşitli işleri yürütebilmesi gerekmektedir. Üretim sürecini anlamış, bilgili ve becerili, zihinsel işlevlerde bulunarak üretim sürecini değiştirebilme potansiyeline sahip, grup çalışması yapmaya alışmış işçiler profilindeki yoğunlaşma sendikal etkinlik bakımından yeni açılımlar gerektirmektedir (Lordoğlu, Özkaplan, Törüner,1999,225).

Yeni teknolojilerin istihdam seviyesi üzerine olumsuz etkisi, hizmet sektörü istihdamındaki artış ve atipik çalışma şekillerinin yaygınlaşması ve diğer esneklik uygulamaları sendika üye sayısını ve pazarlık gücünü olumsuz yönde etkilemektedir. Atipik istihdamda yer alanlardan oluşan çevre işgücünün sendikalaşmadan uzak kalması, az sayıda nitelikli işçinin sürekli işgücü haline gelmesi işkolu sendikacılığı yerine işyeri sendikacılığını ön plana çıkaracak bir gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca esnek üretimde küçük ve orta ölçekli işletmelerin ön plana çıkması kitle sendikacılığını tehdit etmektedir (Yentürk,1995,809).

Ayrıca toplu pazarlık düzeyinin işletme düzeyine inmesi ve çok düzeyli hale gelmesinde (Kutal,1996,372), toplu pazarlık grevin et-kinliğinin azalmasında yeni teknolojiler önemli rol oynamaktadırlar (Tokol,1986, 50).

Yeni teknolojilerin ortaya çıkardığı sorunlar sendikaları yeni teknolojilere karşı çeşitli stratejiler izlemeye yönelmektedir. Bu stratejileri beş grupta toplamak olasıdır.

İlki, işçi sendikalarının teknolojik değişmeye tümü ile karşı çık-malarıdır. Sendikaların teknolojik gelişmelere karşı çıkabilme şansı sendikaların stratejik pozisyonlarına ve makinelerin emekten tasarruf edebilme gücüne bağlıdır. Ancak bu politikanın uzun dönemde başarı şansı bulunmamaktadır (Tuna-Ekin,1970,132).

İkinci strateji, işçilerin isteksiz olsa da teknolojik değişmeyi kabul etme zorunda oldukları durumdur. Burada işçi teknolojik değişmeyi kabul etmediği taktirde işten çıkarılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu durum ekonomik durgunluk dönemlerinde veya sendikaların güçsüz olması halinde geçerlidir.

Üçüncü strateji, Şartsız kabuldür. Şartsız kabul işverenlerin değişim kararlarını tek başına vermeleri ve bunu işçilere benimsetmelerini ifade etmektedir. İşçilerin stratejik kararları yöneticilerin alması gerektiğine inandıkları bu tür davranış şekli vasıfsız işçiler arasında ve yeni kurulan işletmelerde görülmektedir.

Dördüncü strateji, işçi sendikalarının teknolojik değişimi olumlu karşılayarak, kuruluş aşamasından başlayarak tüm temel tercih ve dizayn kararlarını paylaştıkları katılımcı sendika davranışıdır. Sendikaların teknolojik değişimin planlanması ve uygulanması ile ilgili kararlara katılmaları oldukça sınırlı bir uygulama olarak görülmektedir.

Beşinci stratejide, sendikalar teknolojik değişikliklerin işçiler üzerindeki sonuçlarını işverenle pazarlık etmekte, işçilerin çıkarlarının korunması karşılığında teknolojiyi kabul etmektedirler. Pazarlık konusu yapılan konular ücret, ödeme ve sosyal şartlarla ilgilidir (Kurtulmuş, 1995,93). Sonuçlar üzerine pazarlık savunma stratejisi olarak uygula-mada en fazla rastlanan stratejidir.

Sendikaların organizasyon ve örgütlenme yapısı teknoloji ile ilgili politika geliştirmede belirleyici rol oynamaktadır. İşkolu düzeyinde örgütlenmiş ve güçlü merkezi konfederasyonunun varlığı halinde, sendikalar yeni teknolojinin ulusal ve sektörel düzeyde kullanımı konusunda stratejik kararları etkilemede daha etkilidirler. İşletme düzeyinde kararları etkilemek için işyeri düzeyinde iyi örgütlenmiş güçlü sendikalara gereksinim duyulmaktadır. İngilizce konuşulan ülkelerin çoğun-da sendikalar genellikle teknolojik değişikliklere endüstri ilişkilerinde sosyal ortaklık yaklaşımının hakim olduğu ülkelerdeki sendikalara göre daha karşıt tepki göstermektedirler (Lordoğlu, Özkaplan, Törüner, 1999, 224).

Avusturya, Yeni Zelanda, İskandinav ülkeleri, Almanya gibi merkezi yapıları ağır basan sendikalarda ve özellikle ulusal düzeyde sendikal birliğin sağlandığı durumlarda sendikal hareketin yeni teknolojilerin girişi üzerinde daha etkili olduğu görülmektedir. Buna karşılık ABD, İngiltere, Kanada gibi sendikal yapının merkezileşmediği ülkelerde işyerlerinde güçlü olunsa bile ulusal düzeyde politikalar yönetememenin dezavantajı yeni teknolojiler üzerinde de hissedilmektedir (Petrol-İş,1990,46).

Sendikaların izlediği stratejiler ülkelerin yanı sıra işkolları, meslekler ve işletmeler ve zamana göre de değişmektedir. Örneğin birçok ülkede matbaa işçileri sendikası teknolojik değişime karşı çıkma eğiliminde iken, elektronik sanayindeki sendikalar işbirliğine daha yatkındırlar (Lordoğlu, Özkaplan, Törüner,1999,224).

Yeni teknoloji karşısında sendikaların savunmadan katılmaya doğru bir strateji izlemeye çalıştıkları görülmektedir. "Katılımcı stratejinin izlenmesi için sendikalar yasa ve toplu pazarlıkla getirilen düzenlemelere gereksinim duymaktadırlar. Yasal düzenlemeler getiren az sayıda ülke olmasına karşılık işletmeler önemli değişikliklerde işçilerle ve sendikalarla görüşme ve danışma gereksinimi duyduklarından toplu sözleşmelerde bu konuda hükümlere yer vermekte veya informel olarak danışma ve görüşme sürecini kullanmayı tercih etmektedirler. Bu konuda ülkeler ve işletmeler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Ancak sendikaların yeni teknolojiler karşısında etkin katılımı çok sınırlı olup, genelde teknolojinin işçiler açısından yol açtığı sonuçlar üzerine pazarlık yapılmaktadır" (Koray,1994,102).

Almanya, Fransa, Norveç, İsveç, Danimarka'da teknolojik değişikliklere işçilerin katılımı yasal düzenlemelerle belirlenmekte ve yasal çerçeve toplu pazarlıkla tamamlanmaktadır. Bu ülkelerde yeni teknolojiye geçiş ile ilgili sorunlar toplu pazarlık sistemi içinde ve yönetime katılma mevzuatından yararlanılarak çözümlenmektedir. Örneğin İsveç'te, 1976 tarihli Yönetime Katılma Yasası işverenlerin işletmenin faaliyetinde önemli bir değişikliğe yol açacak kararları almadan önce toplu sözleşme tarafı olan işçi sendikası ile görüşme yükümlülüğü getirmiştir. Norveç'te 1977 tarihli İşçilerin Korunması ve İş Çevresi Yasası benzer düzenlemeler içermektedir. Her iki ülkede çeşitli tarihlerde yasal çerçeveyi tamamlayan ve yeni teknoloji üzerine yoğunlaşan ulusal düzeyde çerçeve sözleşmeler yapılmıştır. Norveç'te çeşitli tarihlerde yapılan ve ulusal düzeyde bağıtlanan çerçeve teknoloji sözleşmelerinde yenilik kararlarına sendikaların katılımı yanında kararlar alınırken ekonomik ölçüt yanında sosyal ölçütünde dikkate alınması ilke olarak benimsenmiştir.

Almanya'da 1972 yılında İşletme Konseyleri Yasası'nda yapılan değişiklikle işverenlere işçileri önemli ölçüde etkileyecek teknolojik değişiklikler hakkında iş konseylerine bilgi verme ve danışma yükümlülüğü getirilmiştir. İşverenlerin bu yükümlülüğü sözleşme ile biçimlendirilmektedir. Halen kamu ve özel sektörde çok sayıda işletmede bu tür sözleşmeler bağıtlanmaktadır.

Fransa'da 1982 tarihli Auroux Yasası yeni teknoloji ile ilgili olarak işletme komitelerine işletmenin işlevleri ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi ve belge isteme hakkı tanımıştır. İşletme konseyi büyük işletmelerde yeni teknolojiye geçiş hakkında bilgi alma ve önceden danışma hakkına sahiptir. 1986 yılında yasada yapılan bir değişiklikle işçilere işin organizasyonu ve üretim teknikleri ile ilgili kararlara karşı görüşlerini toplu halde ve doğrudan açıklayabilme hakkı tanınmıştır. İşçiler bu hakkı bireysel olarak küçük grup toplantılarında işin içeriği, işin organizasyonu ve iş koşulları hakkında düşüncelerini açıklamak suretiyle kullanacaklardır. Ayrıca yasa ile işverene bu tür grup toplantılarının işleyişi ile ilgili esasların belirlenmesi için yetkili sendika ile işletme düzeyinde toplu sözleşme bağıtlama yükümlülüğü getirilmiştir. 1982 yılında yapılan yasal reform kapsamında 300 veya daha fazla işçi çalıştıran işletmelerde işletme konseyleri dışarıdan bir uzmanın yardımını isteyebileceklerdir. Yasanın ardından bazı işkollarında ve ulusal düzeyde yeni teknolojilerle ilgili sözleşmeler yapılmıştır. Bu sözleşmelerin çoğu teknolojik değişimin sonuçları üzerinde yoğunlaşmış, küçük bir bölümü de teknoloji ile ilgili konularda sosyal taraflar arasındaki ilişkiyi düzenleyen yeni kurallar oluşturmuştur.

İngiltere, İtalya, ABD ve Japonya gibi ülkelerde ise sendikalar teknolojik değişim sürecini sadece toplu pazarlık yolu ile etkilemeye çalışmaktadırlar. Çabalar işverenlerin değişim planlarından en kısa sürede bilgi sahibi olma hakkı üzerine yoğunlaşmaktadır. İngiltere'de işletme düzeyinde çoğunlukla beyaz yakalı işçilerin sendikaları tarafından teknoloji sözleşmeleri bağıtlanmıştır. Bu sözleşmeler, TUC' nin teknoloji sözleşmeleri için çerçeve oluşturmak üzere hazırladığı model listeden geniş biçimde yararlanmışlardır. Teknoloji sözleşmelerinin önemli bir bölümünde teknolojik değişme uygulamaya konulmadan önce işçi sendikasına danışma koşulu yer almaktadır. ABD'de ise sendikalar toplu pazarlık yoluyla teknolojik değişime karar verme sürecinde katılmak yerine teknolojik değişmenin sonuçlarını düzenlemeye yönelmişlerdir. Bu nedenle İngiltere'de teknoloji sözleşmelerinde yer alan ve yeni teknolojilere yatırım kararlarını etkilemeyi amaçlayan maddelere ABD sözleşmelerinde çok az rastlanmaktadır. Ancak ABD sendikaları önceden bilgi verme, işin ve gelirin korunması, yeniden işe alma ve yeniden eğitim konularında nispeten başarılı olmuşlardır (Erdut, 1998,130-136).

Japonya'da işletme düzeyinde yapılan sözleşmelerde teknoloji ile ilgili özel bir hüküm yer almamakta ancak danışma mekanizmaları konusunda düzenlemeler bulunmaktadır (Koray,1994,106).

Yeni teknolojilerin planlanma aşamasında sendikalar sınırlı bi-çimde etkin olabilmektedirler. Buna karşılık yeni teknolojilerin uygulamaya konulmasından sonra ortaya çıkan gelişmeleri daha belirgin biçimde etkileyebilmektedirler. Yeni üretim yöntemleri işin niteliğini ve organizasyonunu değiştirdiğinden yeni teknolojilerin uygulanmasının sonucunda teknolojik değişmeden etkilenen işçilerin iş güvencesi, statülerinin belirlenmesi, mesleki eğitim ve yeniden eğitimlerinin düzenlenmesi (Erdut,1998,142) sağlık ve güvenlikleri, ücretlemeleri (ILO, 1996, 34) ele alınması gereken önemli konuları oluşturmaktadır.

İngiltere, İtalya, Hollanda, İsveç ve Almanya'daki verilere dayanılarak yapılan bir analizde işyerindeki teknolojik değişmenin sendikalar üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırmada sendikaların yeni yönetim stratejilerine tepki göstermeleri gerektiği ve üretimle ilgili konularda sendikaların yöresel katılımının işyeri demokrasisi açısından önemli bir adım oluşturacağı vurgulanmaktadır. İşçiler özerkleştikçe yönetim de onlara daha bağımlı hale gelmektedir. Bu şekilde sendikaların üyelerini işletme karar mekanizmalarına katma çabalarını yoğunlaştırmaları gerektiği ortaya konmaktadır (Lordoğlu, Özkaplan, Törüner,1999,228).

KAYNAKLAR

Ansal,H., "Teknolojik Gelişmenin İşgücü Niteliğine Etkileri", İnsan, Toplum, Bilim, IV. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi Bildirileri, (Der: Kuvvet Lordoğlu), Kavram Yayınları, 122, İstanbul, 1996.

Balcı, Y., "Bilgi Teknolojisi ve İstihdam", Çerçeve, Yıl 4, Sayı 15, Ağustos-Ekim,1995.

Bensghir, T.K., Bilgi Teknolojileri ve Örgütsel Değişim, TODAİE, Ankara,1996.

Bozkurt,V., Enformasyon Toplumu ve Türkiye, Sistem Yayıncılık, İstanbul,1997.

Castells,M., The Rise of Network Society, the Information Age Economy, Society and Culture, Vol 1, Blackwell Publishers Inc, Great Britain,1999.

Demirbilek,T.," Teknolojik Değişimin Sosyo-Ekonomik Açıdan Yarattığı Sorunlar", Sabahaddin Zaim'e Armağan, İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt 1-4, B-3,1994, İstanbul,1996.

Erbesler,A., İstanbul İmalat Sanayinde İşgücünün Eğitim Yapısı ve Teknolojik Değişmeye Uyum Sorunları, MPM, Ankara,1987.

Erdut, T., "Yeni Teknolojilerin İş İlişkilerinin Yapısı Üzerindeki Etkisi", Çimento İşveren, Cilt 11, Sayı 5, Eylül 1997.

ILO., Trade Unions and New Technology, Labour Education, Num 104-105, 3/4,1996.

Koray,M., Değişen Koşullarda Sendikacılık, TÜSES, Temmuz,1994.

Kurtulmuş,N., "Mega teknolojiler ve Değişim", Çerçeve, Yıl 4, Sayı 15, Ağustos-Ekim,1995.

Kutal, M.., "Son Teknolojik Gelişmelerin İş Hukuku Üzerindeki Etkileri", Sabahaddin Zaim'e Armağan, İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt 1-4, B 3, 1994, İstanbul 1996.

Lordoğlu,K.,- Özkaplan,N., - Törüner,M., Çalışma İktisadı, Beta Yayınları, 3. baskı, İstanbul, 1999.

Petrol-İş., '90 Petrol-İş, Yayın No 26, İstanbul,1990.

Sezal,İ., "İkinci Bin Yıl ve İkinci Toplumdan Üçüncü Bin Yıl ve Üçüncü Topluma", Bilgi Toplum, Sayı 1, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı No 161, İstanbul,1999.

Şenkal, A., Sendikasız Endüstri İlişkileri, Kamu-İş, Ankara,1999.

Tokol, A.., " Otomasyonun Endüstri İlişkileri Sistemine Etkileri", İktisat Dergisi,

Tuna,O.-Ekin,N., Otomasyon ve Sosyal Meseleleri, İ.Ü. Yayın No 1486, İstanbul,1979.

Tuna,E., "Yeniden Yapılanma ve Sendikal Politikalar", İktisat dergisi, Sayı 370-371, Ağustos-Eylül 1997.

Yentürk, N., "Üretim ve Organizasyon Sisteminde Değişmeler ve Türkiye Uygulamaları", '93- '94 Petrol- İş, Petrol-İş Yayınları No 36, Nisan, 1995. .

54251 kez görüldü, 12 kez indirildi.

<< --
 
EBSCO
PROQUEST
CABELLS DIRECTORY
INDEX COPERNICUS
SOCIOLOGICAL ABSTRACTS
ASOS Akademia Sosyal Bilimler Index
Üye Girişi
DUYURULAR/HABERLER
Dergide yayınlanan yazılardaki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazarlarına aittir.
Ampirik veriler, değerlendirme sürecinde hakem veya hakemler tarafından talep edilirse, yazar veya yazarlar ilgili verileri paylaşırlar.
Bu verilerin bir başka çalışmada kullanılmaması esastır.
© 2000 - 2019 İş,Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi